Martin Scorsese En İyi Suç Filmleri: Mafya Babası mı, Yoksa Sanatçı mı?

K-Pop dünyasının Scorsese'si var mı? En iyi suç filmleri listesiyle gangster evrenine dalıyoruz. Oppalarımız gangster olsa nasıl olurdu?

Şubat 21, 2026 - 14:21
Şubat 21, 2026 - 14:21
 0  0
Martin Scorsese En İyi Suç Filmleri: Mafya Babası mı, Yoksa Sanatçı mı?

1. Goodfellas (1990): "Asla Arkadaşını Satma... Ya da Satarsan İyi Gizle!"

Goodfellas, Scorsese'nin başyapıtlarından biri ve suç dünyasının acımasızlığını en çıplak haliyle gözler önüne seriyor. Film, Henry Hill'in (Ray Liotta) gözünden mafyanın yükseliş ve düşüşünü anlatıyor. Bu filmde Robert De Niro ve Joe Pesci'nin performansları efsanevi. Özellikle Joe Pesci'nin canlandırdığı Tommy DeVito karakteri, sinema tarihinin en psikopat karakterlerinden biri olarak kabul ediliyor. Şimdi düşünelim, BTS'ten Suga, Tommy DeVito'yu canlandırsaydı nasıl olurdu? O swag dolu bakışları, sinir krizlerini ne kadar iyi yansıtırdı, değil mi? Ya da Blackpink'ten Jennie, Henry Hill'in karısı Karen rolünde... İnanılmaz bir uyum olurdu! Filmdeki şiddet sahneleri o kadar gerçekçi ki, izlerken mideniz bulanabilir. Ama bu gerçekçilik, filmi unutulmaz kılan en önemli özelliklerden biri. Scorsese, mafyanın sadece para ve güçten ibaret olmadığını, aynı zamanda ihanet, korku ve sürekli bir tehlike olduğunu da ustalıkla gösteriyor. Filmdeki müzikler de ayrı bir olay. The Rolling Stones'dan Tony Bennett'e kadar birçok efsanevi sanatçının şarkıları, sahnelere adeta bir soundtrack ziyafeti çekiyor. Goodfellas, sadece bir suç filmi değil, aynı zamanda bir dönem portresi. 1950'lerden 1980'lere kadar Amerikan toplumunun değişimini de gözlemleme fırsatı sunuyor.

Kozmik Not: Filmdeki "Funny how?" sahnesi, Joe Pesci'nin doğaçlama yeteneğinin bir ürünü. Scorsese, Pesci'ye sadece "Komik bir hikaye anlat" demiş ve gerisi tamamen Pesci'nin yaratıcılığı olmuş.

Mood Önerisi: Arkadaşlarınızla toplanıp pizza eşliğinde izleyin. Ama sakın birbirinize "Komik miyim lan ben?" diye sormayın, sonra işler karışabilir!


2. Casino (1995): "Las Vegas'ın Işıkları Altında Dönen Kirli Oyunlar"

Casino, Scorsese'nin suç üçlemesinin (Goodfellas, Casino, The Departed) ikinci filmi olarak kabul ediliyor. Film, 1970'lerin Las Vegas'ında geçiyor ve Sam "Ace" Rothstein (Robert De Niro) adlı bir kumar uzmanının yükselişini ve düşüşünü anlatıyor. Sharon Stone'un canlandırdığı Ginger McKenna karakteri ise, filmin en dikkat çekici unsurlarından biri. Ginger, Ace'in hem aşkı hem de felaketi oluyor. Filmdeki kostümler, saçlar ve makyajlar, 1970'lerin Las Vegas'ının ihtişamını ve gösterişini mükemmel bir şekilde yansıtıyor. Şimdi düşünelim, Red Velvet'ten Joy, Ginger rolünde nasıl olurdu? O alımlı ve baştan çıkarıcı gülüşüyle, Ace'i kolayca parmağında oynatabilirdi, değil mi? Ya da EXO'dan Kai, Ace rolünde... Kumar masasında o poker face'iyle, kimse onu yenemezdi! Filmdeki şiddet sahneleri, Goodfellas'a göre daha da vahşi. Özellikle kalem sahnesi, sinema tarihinin en kan donduran sahnelerinden biri olarak kabul ediliyor. Scorsese, Las Vegas'ın sadece bir kumar cenneti olmadığını, aynı zamanda acımasız bir rekabetin ve ihanetin merkezi olduğunu da gösteriyor. Filmdeki müzikler, yine Scorsese'nin imzası. Fleetwood Mac'ten Devo'ya kadar birçok farklı tarzda şarkı, sahnelere ayrı bir hava katıyor. Casino, sadece bir suç filmi değil, aynı zamanda bir kapitalizm eleştirisi. Para hırsının insanları nasıl değiştirdiğini ve nasıl yok ettiğini gözlemleme fırsatı sunuyor.

Kozmik Not: Sharon Stone, Ginger rolüyle Oscar'a aday gösterildi. Ama ödülü Susan Sarandon'a kaptırdı. Yine de, Stone'un performansı unutulmazlar arasında.

Mood Önerisi: Evde kumarhane partisi verin ve arkadaşlarınızla poker oynayın. Ama sakın hile yapmayın, sonra ortalık karışabilir!


3. The Departed (2006): "Köstebeğin Köstebeği mi, Yoksa Gerçek Kahraman mı?"

The Departed, Scorsese'nin Oscar ödüllü filmi ve Hong Kong yapımı Infernal Affairs filminin yeniden çevrimi. Film, Boston'da geçiyor ve Massachusetts Eyalet Polisi ile İrlandalı mafya arasındaki savaşı anlatıyor. Leonardo DiCaprio, Matt Damon ve Jack Nicholson'ın başrolleri paylaştığı film, oyuncu kadrosuyla da dikkat çekiyor. DiCaprio, mafyanın içine sızan bir polis memurunu, Damon ise polisin içine sızan bir mafya üyesini canlandırıyor. Nicholson ise, acımasız ve psikopat bir mafya lideri rolünde adeta döktürüyor. Şimdi düşünelim, Stray Kids'ten Hyunjin, DiCaprio'nun rolünde nasıl olurdu? O karizmatik bakışları ve oyunculuğuyla, mafyanın içine sızmakta hiç zorlanmazdı, değil mi? Ya da ITZY'den Yeji, Damon'ın rolünde... Polis teşkilatını kolayca manipüle edebilirdi! Filmdeki gerilim, başından sonuna kadar hiç düşmüyor. Kimin kime çalıştığı, kimin kimin köstebeği olduğu sürekli değişiyor ve izleyiciyi sürekli diken üstünde tutuyor. Scorsese, Boston'ın suç dolu sokaklarını ve mafyanın acımasızlığını ustalıkla yansıtıyor. Filmdeki müzikler, yine Scorsese'nin tarzına uygun olarak, dönemin ruhunu yansıtan rock ve blues şarkılarından oluşuyor. The Departed, sadece bir suç filmi değil, aynı zamanda bir kimlik arayışı. Her karakter, kendi kimliğini bulmaya çalışırken, bir yandan da hayatta kalmaya çalışıyor.

Kozmik Not: Jack Nicholson, Frank Costello rolünü kabul etmeden önce Scorsese'den senaryoya daha fazla şiddet ve çılgınlık eklemesini istemiş. Scorsese de Nicholson'ın bu isteğini geri çevirmemiş.

Mood Önerisi: Gizemli bir havada, tek başınıza izleyin ve kimseye güvenmeyin. Etrafınızdaki herkes potansiyel bir köstebek olabilir!


4. Mean Streets (1973): "Küçük İnsanlar, Büyük Günahlar"

Mean Streets, Scorsese'nin erken dönem filmlerinden biri ve yönetmenin kişisel deneyimlerinden izler taşıyor. Film, New York'un Little Italy semtinde geçiyor ve Charlie (Harvey Keitel) ve Johnny Boy (Robert De Niro) adlı iki arkadaşın hikayesini anlatıyor. Charlie, dindar bir Katolik ve mafyaya bulaşmamaya çalışıyor. Ancak, arkadaşı Johnny Boy sürekli belaya karıştığı için, Charlie onu korumak zorunda kalıyor. Johnny Boy, sorumsuz, patavatsız ve sürekli borç içinde olan bir tip. Robert De Niro'nun bu performansı, onun kariyerinin dönüm noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Düşünsenize, bu rolü TXT'den Yeonjun oynasa nasıl olurdu? Tam bir baş belası vibe'ı verirdi! Ya da Charlie rolünde ASTRO'dan Cha Eun-woo... Vicdan azabını o kadar iyi yansıtırdı ki, hepimiz ona acırdık. Filmdeki sokak sahneleri, New York'un o dönemki atmosferini mükemmel bir şekilde yansıtıyor. Scorsese, Little Italy'nin dar sokaklarını, gürültüsünü ve karmaşasını ustalıkla gösteriyor. Filmdeki müzikler, yine Scorsese'nin tarzına uygun olarak, dönemin popüler İtalyan şarkılarından oluşuyor. Mean Streets, sadece bir suç filmi değil, aynı zamanda bir arkadaşlık ve sadakat hikayesi. Charlie, arkadaşı Johnny Boy'u ne kadar sevse de, onun sürekli belaya karışması Charlie'nin vicdanını rahatsız ediyor. Film, suçun ve günahın insanları nasıl etkilediğini gözler önüne seriyor.

Kozmik Not: Scorsese, filmi kendi kişisel parasından finanse etmiş ve çok düşük bir bütçeyle çekmiş. Ama film, eleştirmenlerden büyük övgü almış ve Scorsese'nin kariyerini başlatmış.

Mood Önerisi: Eski dostlarınızla bir araya gelin ve anılarınızı tazeleyin. Ama geçmişteki hatalarınızı tekrarlamayın!


5. Gangs of New York (2002): "Amerika'nın Doğuşu, Kanla Yazılan Bir Tarih"

Gangs of New York, Scorsese'nin epik suç filmi ve 19. yüzyılın ortalarında New York'ta geçen çete savaşlarını anlatıyor. Leonardo DiCaprio, Daniel Day-Lewis ve Cameron Diaz'ın başrolleri paylaştığı film, görkemli prodüksiyonu ve etkileyici sahneleriyle dikkat çekiyor. DiCaprio, babasının intikamını almak için New York'a gelen genç bir adamı, Day-Lewis ise acımasız ve karizmatik bir çete liderini canlandırıyor. Day-Lewis'in performansı, sinema tarihinin en unutulmaz performanslarından biri olarak kabul ediliyor. Bu rolü ATEEZ'den Hongjoong oynasa, o karizmatik liderliği nasıl da yansıtırdı, değil mi? Ya da DiCaprio'nun rolünde SEVENTEEN'den Mingyu... İntikam ateşiyle yanan o bakışları hepimizi etkilerdi! Filmdeki kostümler, makyajlar ve setler, 19. yüzyıl New York'unun sefaletini ve şiddetini mükemmel bir şekilde yansıtıyor. Scorsese, New York'un kuruluşunda çetelerin ve suçun ne kadar önemli bir rol oynadığını gözler önüne seriyor. Filmdeki müzikler, yine Scorsese'nin tarzına uygun olarak, dönemin İrlanda halk şarkılarından ve klasik müzik eserlerinden oluşuyor. Gangs of New York, sadece bir suç filmi değil, aynı zamanda bir tarih dersi. Amerika'nın doğuşunda yaşanan çatışmaları ve mücadeleleri gözlemleme fırsatı sunuyor.

Kozmik Not: Daniel Day-Lewis, Bill "The Butcher" Cutting rolüne o kadar kendini kaptırmış ki, çekimler sırasında sürekli karakterinde kalmış ve aksanını hiç değiştirmemiş.

Mood Önerisi: Tarihi belgeseller izleyin ve Amerika'nın kuruluşunu araştırın. Ama sakın çetelere katılmayın!


6. Cape Fear (1991): "Korkunun Bedeli, İntikamın Sınırı Yok"

Cape Fear, Scorsese'nin gerilim dolu suç filmi ve J. Lee Thompson'ın aynı adlı filminin yeniden çevrimi. Robert De Niro, Nick Nolte ve Jessica Lange'in başrolleri paylaştığı film, eski bir mahkumun avukatından intikam alma hikayesini anlatıyor. De Niro, hapisten çıktıktan sonra avukatının ailesini taciz etmeye başlayan psikopat bir mahkumu canlandırıyor. Nolte ise, ailesini korumaya çalışan çaresiz bir avukatı canlandırıyor. Bu rolü NCT'den Jaehyun oynasa, o çaresizliği nasıl da hissettirirdi, değil mi? Ya da De Niro'nun rolünde SHINee'den Taemin... O ürkütücü bakışları hepimizi korkuturdu! Filmdeki gerilim, başından sonuna kadar hiç düşmüyor. De Niro'nun performansı, sinema tarihinin en ürkütücü performanslarından biri olarak kabul ediliyor. Scorsese, intikamın insanları nasıl değiştirdiğini ve nasıl yok ettiğini gözler önüne seriyor. Filmdeki müzikler, Bernard Herrmann'ın orijinal film için bestelediği gerilim dolu müziklerden oluşuyor. Cape Fear, sadece bir suç filmi değil, aynı zamanda bir psikolojik gerilim. İntikamın ve korkunun insan psikolojisi üzerindeki etkilerini gözlemleme fırsatı sunuyor.

Kozmik Not: Robert De Niro, Max Cady rolü için kas yapmak ve dövme yaptırmak için aylarca çalışmış.

Mood Önerisi: Karanlık bir odada tek başınıza izleyin ve kapıları kilitleyin. Ama sakın arkanızı dönmeyin!


7. Bringing Out the Dead (1999): "Gece Nöbetinde Hayaletler ve Siren Sesleri"

Bringing Out the Dead, Scorsese'nin karanlık ve atmosferik suç filmi ve Joe Connelly'nin aynı adlı romanından uyarlanmış. Nicolas Cage, Patricia Arquette ve John Goodman'ın başrolleri paylaştığı film, New York'ta gece ambulans şoförü olarak çalışan bir adamın hikayesini anlatıyor. Cage, vicdan azabıyla boğuşan ve sürekli halüsinasyonlar gören bir ambulans şoförünü canlandırıyor. Film, New York'un gece hayatının karanlık ve tehlikeli yüzünü gözler önüne seriyor. Düşünsenize, bu rolü VIXX'ten N oynasa, o melankolik havayı nasıl da yansıtırdı, değil mi? Ya da Cage'in rolünde MONSTA X'ten Shownu... O yorgun ve bitkin bakışları hepimizi üzerdi! Filmdeki görsel efektler ve müzikler, filmin atmosferini daha da güçlendiriyor. Scorsese, New York'un gece hayatının sadece eğlence ve ışıltıdan ibaret olmadığını, aynı zamanda acı, ölüm ve umutsuzlukla dolu olduğunu da gösteriyor. Filmdeki müzikler, yine Scorsese'nin tarzına uygun olarak, dönemin rock ve blues şarkılarından oluşuyor. Bringing Out the Dead, sadece bir suç filmi değil, aynı zamanda bir varoluşsal dram. Hayatın anlamını ve ölümün kaçınılmazlığını sorgulama fırsatı sunuyor.

Kozmik Not: Nicolas Cage, Frank Pierce rolüne hazırlanmak için gerçek ambulans şoförleriyle gece nöbetlerine katılmış.

Mood Önerisi: Gece geç saatlerde tek başınıza yürüyüşe çıkın ve şehrin karanlık yüzünü keşfedin. Ama sakın tehlikeli yerlere gitmeyin!


8. Boxcar Bertha (1972): "Büyük Buhran'da Hayatta Kalma Mücadelesi"

Boxcar Bertha, Scorsese'nin erken dönem filmlerinden biri ve Büyük Buhran döneminde geçen bir suç hikayesini anlatıyor. Barbara Hershey, David Carradine ve Bernie Casey'in başrolleri paylaştığı film, genç bir kadının hayatta kalma mücadelesini gözler önüne seriyor. Hershey, hayatta kalmak için suç işlemeye başlayan Bertha adlı genç bir kadını canlandırıyor. Film, Büyük Buhran döneminin sefaletini ve umutsuzluğunu yansıtıyor. Bu rolü (G)I-DLE'dan Miyeon oynasa, o güçlü ve kararlı duruşu nasıl da sergilerdi, değil mi? Ya da Hershey'in rolünde Dreamcatcher'dan JiU... O masum ve çaresiz bakışları hepimizi etkilerdi! Filmdeki kostümler ve setler, dönemin atmosferini yansıtıyor. Scorsese, Büyük Buhran döneminde insanların nasıl hayatta kalmaya çalıştığını ve nasıl suç işlemeye zorlandığını gösteriyor. Filmdeki müzikler, dönemin blues ve country şarkılarından oluşuyor. Boxcar Bertha, sadece bir suç filmi değil, aynı zamanda bir dönem portresi. Büyük Buhran döneminde yaşanan sosyal ve ekonomik sorunları gözlemleme fırsatı sunuyor.

Kozmik Not: Film, Roger Corman tarafından yapılmış ve çok düşük bir bütçeyle çekilmiş.

Mood Önerisi: Büyük Buhran dönemi hakkında kitaplar okuyun ve belgeseller izleyin. Ama sakın o döneme geri dönmek istemeyin!


9. The King of Comedy (1982): "Şöhret Uğruna Her Şey Mübah mı?"

The King of Comedy, Scorsese'nin kara komedi türündeki suç filmi ve şöhret takıntısını eleştiriyor. Robert De Niro, Jerry Lewis ve Sandra Bernhard'ın başrolleri paylaştığı film, ünlü bir talk show sunucusu olmak isteyen bir adamın hikayesini anlatıyor. De Niro, ünlü olmak için her şeyi yapmaya hazır olan Rupert Pupkin adlı bir adamı canlandırıyor. Film, şöhretin insanlar üzerindeki etkisini ve medyanın gücünü sorguluyor. Bu rolü Block B'den Zico oynasa, o hırslı ve takıntılı ruh halini nasıl da yansıtırdı, değil mi? Ya da De Niro'nun rolünde WINNER'dan Mino... O komik ve garip tavırları hepimizi güldürürdü! Filmdeki mizah, zaman zaman rahatsız edici olsa da, filmin mesajını daha etkili hale getiriyor. Scorsese, şöhretin sadece bir illüzyon olduğunu ve insanların bu illüzyona kapılarak nasıl kendilerini kaybettiklerini gösteriyor. Filmdeki müzikler, dönemin popüler şarkılarından oluşuyor. The King of Comedy, sadece bir suç filmi değil, aynı zamanda bir medya eleştirisi. Şöhretin ve medyanın toplum üzerindeki etkilerini gözlemleme fırsatı sunuyor.

Kozmik Not: Film, gişede başarısız olmuş ama zamanla kült bir klasik haline gelmiş.

Mood Önerisi: Ünlülerin hayatlarını araştırın ve şöhretin karanlık yüzünü keşfedin. Ama sakın şöhret takıntısına kapılmayın!


10. After Hours (1985): "New York Gecelerinde Kabusa Dönüşen Bir Macera"

After Hours, Scorsese'nin absürt komedi türündeki suç filmi ve New York'ta geçen bir geceyi anlatıyor. Griffin Dunne, Rosanna Arquette ve Linda Fiorentino'nun başrolleri paylaştığı film, sıradan bir adamın yaşadığı tuhaf ve tehlikeli olayları gözler önüne seriyor. Dunne, bir barda tanıştığı bir kadınla buluşmak için evden çıkan ve gece boyunca başına gelmeyen kalmayan Paul Hackett adlı bir adamı canlandırıyor. Film, New York'un gece hayatının sürreal ve kaotik atmosferini yansıtıyor. Düşünsenize, bu rolü DAY6'den Sungjin oynasa, o şaşkın ve çaresiz halleri nasıl da yansıtırdı, değil mi? Ya da Dunne'ın rolünde BTOB'den Eunkwang... O komik ve absürt tepkileri hepimizi güldürürdü! Filmdeki olaylar, mantık dışı ve gerçeküstü olsa da, filmin mesajını daha etkili hale getiriyor. Scorsese, hayatın bazen ne kadar absürt ve tahmin edilemez olabileceğini gösteriyor. Filmdeki müzikler, dönemin new wave ve punk şarkılarından oluşuyor. After Hours, sadece bir suç filmi değil, aynı zamanda bir varoluşsal komedi. Hayatın anlamını ve kaosun içindeki düzeni sorgulama fırsatı sunuyor.

Kozmik Not: Film, Cannes Film Festivali'nde En İyi Yönetmen ödülünü kazanmış.

Mood Önerisi: Arkadaşlarınızla toplanıp sıradışı bir gece geçirin ve beklenmedik olaylara hazırlıklı olun. Ama sakın kontrolü kaybetmeyin!


Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Kozmik Yolcu Çeşitli içerikler yazmayı seven bir kozmos yolcusu.