Kore Dizilerindeki "Product Placement" (Ürün Yerleştirme) Reklamları!: Paran mı Var Derdin Var!
En sevdiğimiz K-Dramalardaki PPL çılgınlığına yakından bakıyoruz! Hangi markalar en çok sırıtıyor, hangi ürünler viral oldu? Kore dizileri ve ürün yerleştirme hakkında bilmeniz gereken her şey burada!
1. "Goblin"deki Subway Sendromu: Sandviç Yiyerek Aşk Yaşanır mı?
"Goblin" dizisini izlerken Gong Yoo'nun karizmasına mı yoksa yediği Subway sandviçlerine mi daha çok odaklandığımızı bilemiyorum! Cidden, her sahnede ellerinde bir Subway poşetiyle geziyorlardı. Sanki Goblin'in ölümsüzlüğünün sırrı o sandviçlerdeymiş gibi. İlk başlarda "Aaa, ne güzel reklam yapıyorlar" diye düşündüm ama sonra olay o kadar abartı bir hal aldı ki, dizinin büyüsü bozuldu resmen. Netizenler de haklı olarak "Bu ne ya, dizi mi izliyoruz yoksa Subway reklamı mı?" diye veryansın etti. Ama kabul edelim, o sandviçler yüzünden canımız çekmedi değil hani... Belki de Goblin'in laneti değil, Subway'in reklam gücüydü bizi kendine çeken.
Tabii ki bu durum sadece Goblin'e özgü değil. Birçok dizide benzer durumlarla karşılaşıyoruz. Özellikle cep telefonu markaları, kahve zincirleri ve kozmetik ürünleri sürekli gözümüze sokuluyor. Ama Goblin'deki Subway olayı, PPL'ın sınırlarını zorlayan bir örnek oldu. Dizi ekibi belki de sponsorluk anlaşmasından çok para kaldırdı ama izleyicinin gözünde de biraz itibar kaybetti. Sonuçta hepimiz biliyoruz ki Goblin aslında tteokbokki delisiydi!
Şimdi düşünüyorum da, belki de Goblin'in gerçek aşkı Ji Eun-tak değil, o sandviçlerdi. Kim bilir, belki de ikinci sezonda Goblin, Subway CEO'suyla aşk yaşamaya başlar... Şaka bir yana, PPL'ın dozu kaçtığında dizinin kalitesini nasıl etkilediğini Goblin örneğiyle net bir şekilde görüyoruz. Umarım yapımcılar bu konuda biraz daha dikkatli olurlar ve biz de rahat rahat dizimizi izleyebiliriz. Yoksa Goblin'in ölümsüzlüğü gibi, Subway reklamları da sonsuza kadar bizimle kalacak gibi duruyor.
Bias Kontrolü / Kozmik Not: Gong Yoo'nun o sandviçi yerkenki karizması olmasa bu kadar batmayabilirdi belki de. Ama adam o kadar yakışıklı ki, reklamı bile affettiriyor!
Mood Önerisi: Goblin'i izlerken canın sandviç çektiyse, hemen bir Subway'e koş ve Goblin'in sandviçinden söyle! Ama abartma, sonra Goblin gibi sen de ölümsüz olursun mazallah!
2. "Crash Landing on You" ve İsviçre Saatleri: Lüksün ve Aşkın Zamanı
"Crash Landing on You" dizisi sadece Hyun Bin ve Son Ye-jin'in kimyasıyla değil, aynı zamanda göz kamaştıran lüks ürünleriyle de konuşuldu. Özellikle İsviçre saatleri, dizinin neredeyse her bölümünde boy gösterdi. Hatırlıyorum, bir sahnede Hyun Bin, Son Ye-jin'e o kadar pahalı bir saat hediye ediyordu ki, ben ekran başında "Ben o parayla ev alırım!" diye bağırmıştım. Tabii ki Kuzey Koreli bir askerin o kadar parası nereden geldiği ayrı bir muamma.
Dizideki saat markalarının hepsi birbirinden lüks ve pahalıydı. Sanki İsviçre saat endüstrisi, dizinin tüm bütçesini karşılamış gibiydi. Ama dürüst olmak gerekirse, o saatler Hyun Bin'in bileğinde o kadar şık duruyordu ki, insan "Ben de istiyorum!" demeden edemiyordu. Tabii ki o saatleri alacak paramız yok ama hayal kurmak bedava değil mi? Belki bir gün Hyun Bin gibi biz de o saatlerle hava atabiliriz.
"Crash Landing on You" dizisi, lüks ürünlerin PPL'ının nasıl yapılabileceğine dair adeta bir ders niteliğindeydi. Dizinin senaryosuna o kadar güzel yedirilmişti ki, reklam olduğunu bile unutuyorduk. Tabii ki bazı sahnelerde biraz abartı kaçıyordu ama genel olarak başarılı bir PPL çalışmasıydı. Sonuçta dizi sayesinde birçok kişi İsviçre saatlerine merak saldı ve markaların satışları da tavan yaptı. Demek ki aşk ve lüks bir araya gelince, ortaya böyle bir başarı çıkıyormuş.
Bias Kontrolü / Kozmik Not: Hyun Bin ve Son Ye-jin'in gerçek hayatta da evlenmesi, dizideki lüks saatlerin değerini daha da artırdı. Sanki o saatler, onların aşkının sembolü gibi oldu.
Mood Önerisi: "Crash Landing on You" izlerken kendini zengin ve havalı hissetmek istiyorsan, en sevdiğin saatini tak ve Hyun Bin gibi poz ver! Ama sakın saatin sahte olduğunu kimseye söyleme!
3. "Descendants of the Sun" ve Kırmızı Ginseng Özü: Askerler Bile Sağlığına Dikkat Eder
"Descendants of the Sun" dizisi sadece Song Joong-ki'nin kaslarıyla değil, aynı zamanda bol bol tüketilen kırmızı ginseng özüyle de akıllarda kaldı. Hatırlıyorum, bir sahnede askerler kutu kutu kırmızı ginseng içiyordu ve ben de "Bunlar savaş mı yapıyor yoksa sağlık kampına mı geldi?" diye düşünmüştüm. Ama tabii ki kırmızı ginseng özünün faydaları saymakla bitmez. Bağışıklığı güçlendirir, enerji verir, stresi azaltır... Sanki askerlerin süper güçlerinin sırrı o kırmızı ginsengdeymiş gibiydi.
Dizideki kırmızı ginseng markası o kadar çok reklam yaptı ki, bir ara "Acaba Song Joong-ki o markanın CEO'su mu?" diye düşünmeye başlamıştım. Ama tabii ki bu sadece bir şakaydı. Ancak reklamın etkisi o kadar büyüktü ki, dizi yayınlandıktan sonra kırmızı ginseng satışları patladı. Herkes Song Joong-ki gibi sağlıklı ve enerjik olmak için kırmızı ginseng içmeye başladı. Hatta bazı netizenler "Descendants of the Ginseng" diye diziye gönderme bile yaptı.
"Descendants of the Sun" dizisi, sağlık ürünlerinin PPL'ının nasıl yapılabileceğine dair güzel bir örnek oldu. Dizinin senaryosuna o kadar doğal bir şekilde yedirilmişti ki, reklam olduğunu bile unutuyorduk. Özellikle askerlerin yoğun ve stresli hayatlarına kırmızı ginseng özünün nasıl yardımcı olduğu çok iyi vurgulanmıştı. Sonuçta dizi sayesinde birçok kişi kırmızı ginsengin faydalarını öğrendi ve sağlıklı yaşama daha fazla önem vermeye başladı. Demek ki savaşmak ve sağlıklı olmak bir arada yürüyebiliyormuş.
Bias Kontrolü / Kozmik Not: Song Joong-ki'nin o kırmızı ginseng içerkenki karizması olmasa, bu kadar etkili bir reklam olmayabilirdi. Ama adam o kadar yakışıklı ki, her şeyi sattırır!
Mood Önerisi: "Descendants of the Sun" izlerken kendini asker gibi güçlü ve sağlıklı hissetmek istiyorsan, hemen bir kırmızı ginseng özü al ve Song Joong-ki gibi iç! Ama dozu kaçırma, sonra asker gibi disiplinli olmak zorunda kalırsın mazallah!
4. "Vincenzo" ve Kahve Makinesi Aşkı: Avukatlar da Kahvesiz Yapamaz
"Vincenzo" dizisini izlerken Song Joong-ki'nin karizmasına kapılmamak elde değildi. Ama itiraf etmeliyim ki, dizideki kahve makinesi de en az onun kadar dikkatimi çekti. Hatırlıyorum, Vincenzo her sabah o kahve makinesiyle kahve yapıyordu ve ben de "Acaba o makinenin markası ne?" diye merak ediyordum. Tabii ki dizinin amacı da buydu. Kahve makinesi markası, Vincenzo'nun karizmasını kullanarak ürününü tanıtmak istiyordu.
Dizideki kahve makinesi o kadar şıktı ki, insan "Ben de istiyorum!" demeden edemiyordu. Tabii ki o makineyi alacak paramız yok ama hayal kurmak bedava değil mi? Belki bir gün Vincenzo gibi biz de o makineyle kahve yapabiliriz. Ama dürüst olmak gerekirse, Vincenzo'nun kahve yaparkenki karizması, makinenin kendisinden daha etkileyiciydi.
"Vincenzo" dizisi, ev aletlerinin PPL'ının nasıl yapılabileceğine dair iyi bir örnek oldu. Dizinin senaryosuna o kadar doğal bir şekilde yedirilmişti ki, reklam olduğunu bile unutuyorduk. Özellikle Vincenzo'nun yoğun ve stresli hayatında kahvenin nasıl bir rol oynadığı çok iyi vurgulanmıştı. Sonuçta dizi sayesinde birçok kişi o kahve makinesine merak saldı ve markanın satışları da tavan yaptı. Demek ki mafya avukatları bile kahvesiz yapamıyormuş.
Bias Kontrolü / Kozmik Not: Song Joong-ki'nin o kahve makinesiyle uyumu olmasa, bu kadar etkili bir reklam olmayabilirdi. Ama adam o kadar yakışıklı ki, her şeyi sattırır!
Mood Önerisi: "Vincenzo" izlerken kendini mafya avukatı gibi havalı hissetmek istiyorsan, hemen bir kahve makinesi al ve Vincenzo gibi kahve yap! Ama sakın mafya işlerine bulaşma, sonra Vincenzo gibi başın belaya girer mazallah!
5. "The King: Eternal Monarch" ve Dudakları Renklendiren PPL: İmparator Bile Makyaj Yapar
"The King: Eternal Monarch" dizisinde Lee Min-ho'nun yakışıklılığı dillere destandı. Ama itiraf etmeliyim ki, dizideki dudak parlatıcısı da en az onun kadar dikkatimi çekti. Hatırlıyorum, Lee Min-ho'nun dudakları o kadar parlaktı ki, ben de "Acaba o parlatıcının markası ne?" diye merak ediyordum. Tabii ki dizinin amacı da buydu. Dudak parlatıcısı markası, Lee Min-ho'nun yakışıklılığını kullanarak ürününü tanıtmak istiyordu.
Dizideki dudak parlatıcısı o kadar güzeldi ki, insan "Ben de istiyorum!" demeden edemiyordu. Tabii ki o parlatıcıyı alacak paramız yok ama hayal kurmak bedava değil mi? Belki bir gün Lee Min-ho gibi biz de o parlatıcıyla dudaklarımızı renklendirebiliriz. Ama dürüst olmak gerekirse, Lee Min-ho'nun dudakları, parlatıcının kendisinden daha etkileyiciydi.
"The King: Eternal Monarch" dizisi, kozmetik ürünlerinin PPL'ının nasıl yapılabileceğine dair iyi bir örnek oldu. Dizinin senaryosuna o kadar doğal bir şekilde yedirilmişti ki, reklam olduğunu bile unutuyorduk. Özellikle Lee Min-ho'nun dudaklarının ne kadar çekici olduğu çok iyi vurgulanmıştı. Sonuçta dizi sayesinde birçok kişi o dudak parlatıcısına merak saldı ve markanın satışları da tavan yaptı. Demek ki imparatorlar bile makyaj yapıyormuş.
Bias Kontrolü / Kozmik Not: Lee Min-ho'nun o dudak parlatıcısıyla uyumu olmasa, bu kadar etkili bir reklam olmayabilirdi. Ama adam o kadar yakışıklı ki, her şeyi sattırır!
Mood Önerisi: "The King: Eternal Monarch" izlerken kendini imparator gibi havalı hissetmek istiyorsan, hemen bir dudak parlatıcısı al ve Lee Min-ho gibi dudaklarını renklendir! Ama sakın imparatorluk kurmaya kalkma, sonra Lee Min-ho gibi iki dünya arasında kalırsın mazallah!
6. "True Beauty" ve Makyaj Malzemesi Cenneti: Güzellik Sırları Açığa Çıkıyor
"True Beauty" dizisi, makyaj malzemesi düşkünleri için adeta bir cennet gibiydi. Dizide kullanılan her ürün, izleyicilerin merakını cezbetti. Özellikle Moon Ga-young'un kullandığı fondöten, allık ve rujlar, sosyal medyada en çok konuşulan konular arasındaydı. Sanki dizi, bir makyaj tutorial'ı gibiydi. Her bölümde farklı bir ürün tanıtılıyor ve izleyiciler de hemen o ürünü satın almak için harekete geçiyordu.
Dizideki makyaj markaları, PPL'ı o kadar iyi kullanmıştı ki, reklam olduğunu bile unutuyorduk. Özellikle karakterlerin makyaj rutinleri, ürünlerin nasıl kullanıldığını göstermesi açısından çok etkiliydi. İzleyiciler, "Acaba ben de bu ürünleri kullanırsam Moon Ga-young gibi güzel olabilir miyim?" diye düşünüyordu. Tabii ki makyajın sadece bir araç olduğunu ve asıl güzelliğin içten geldiğini unutmamak gerekiyor.
"True Beauty" dizisi, gençlere makyaj yapmayı sevdiren ve güzellik algısını değiştiren bir yapım oldu. Dizideki karakterler, makyajın sadece kusurları kapatmak için değil, aynı zamanda kendini ifade etmenin bir yolu olduğunu gösterdi. Sonuçta dizi sayesinde birçok genç, makyaj yapmaya başladı ve kendi güzelliklerini keşfetti. Demek ki makyaj sadece bir maske değil, aynı zamanda bir sanatmış.
Bias Kontrolü / Kozmik Not: Moon Ga-young'un doğal güzelliği olmasa, makyaj malzemeleri bu kadar etkili olmayabilirdi. Ama kız o kadar güzel ki, ne kullansa yakışıyor!
Mood Önerisi: "True Beauty" izlerken kendini makyaj yapmaya hevesli hissediyorsan, hemen bir makyaj seti al ve Moon Ga-young gibi makyaj yap! Ama sakın kendini başkalarıyla kıyaslama, unutma ki sen de en az onun kadar güzelsin!
7. "Start-Up" ve Uygulama Dünyasının Reklam Yüzü: Girişimcilik ve Sponsorluk Bir Arada
"Start-Up" dizisi, girişimcilik dünyasına ışık tutarken, aynı zamanda birçok uygulama ve teknoloji şirketinin reklamını yaptı. Dizideki karakterler, sürekli olarak farklı uygulamalar kullanıyor ve bu uygulamaların faydaları vurgulanıyordu. Sanki dizi, bir teknoloji fuarı gibiydi. Her bölümde yeni bir uygulama tanıtılıyor ve izleyiciler de hemen o uygulamayı indirmek için harekete geçiyordu.
Dizideki uygulama şirketleri, PPL'ı o kadar iyi kullanmıştı ki, reklam olduğunu bile unutuyorduk. Özellikle karakterlerin sorunlarına çözüm bulan uygulamalar, izleyicilerin ilgisini çekmeyi başardı. İzleyiciler, "Acaba ben de bu uygulamaları kullanırsam girişimcilik hayatımda başarılı olabilir miyim?" diye düşünüyordu. Tabii ki uygulamaların sadece bir araç olduğunu ve asıl başarının azim ve çalışmayla geldiğini unutmamak gerekiyor.
"Start-Up" dizisi, gençlere girişimcilik ruhunu aşılayan ve teknolojiye olan ilgiyi artıran bir yapım oldu. Dizideki karakterler, hayallerinin peşinden koşarken, aynı zamanda teknolojinin gücünü de gösterdi. Sonuçta dizi sayesinde birçok genç, girişimcilik hayalleri kurmaya başladı ve teknolojiye daha fazla ilgi duymaya başladı. Demek ki girişimcilik ve teknoloji bir araya gelince, ortaya harika işler çıkıyormuş.
Bias Kontrolü / Kozmik Not: Dizideki genç ve dinamik oyuncular olmasa, uygulamalar bu kadar ilgi çekmeyebilirdi. Ama oyuncular o kadar başarılı ki, her şeyi sattırıyor!
Mood Önerisi: "Start-Up" izlerken kendini girişimci gibi hissediyorsan, hemen bir iş planı yap ve hayallerinin peşinden koş! Ama sakın her uygulamaya güvenme, unutma ki en iyi fikirler senin kafandan çıkar!
8. "Hospital Playlist" ve Yemek Servisi Uygulamaları: Doktorlar da Acıkır
"Hospital Playlist" dizisi, doktorların yoğun ve stresli hayatlarını anlatırken, aynı zamanda yemek servisi uygulamalarının da reklamını yaptı. Dizideki doktorlar, sürekli olarak farklı yemekler sipariş ediyor ve bu yemeklerin lezzeti vurgulanıyordu. Sanki dizi, bir yemek festivali gibiydi. Her bölümde yeni bir yemek tanıtılıyor ve izleyiciler de hemen o yemeği sipariş etmek için harekete geçiyordu.
Dizideki yemek servisi uygulamaları, PPL'ı o kadar iyi kullanmıştı ki, reklam olduğunu bile unutuyorduk. Özellikle doktorların yoğun çalışma saatlerinde yemek sipariş etmeleri, izleyicilerin ilgisini çekmeyi başardı. İzleyiciler, "Acaba ben de bu uygulamaları kullanırsam doktorlar gibi sağlıklı ve enerjik olabilir miyim?" diye düşünüyordu. Tabii ki yemeklerin sadece bir ihtiyaç olduğunu ve asıl sağlığın dengeli beslenmeyle geldiğini unutmamak gerekiyor.
"Hospital Playlist" dizisi, sağlık çalışanlarının hayatına ışık tutarken, aynı zamanda yemek servisi uygulamalarının da ne kadar kullanışlı olduğunu gösterdi. Dizideki doktorlar, yoğun çalışma saatlerinde bile sağlıklı ve lezzetli yemekler yiyebiliyorlardı. Sonuçta dizi sayesinde birçok kişi yemek servisi uygulamalarına abone oldu ve daha kolay yemek sipariş etmeye başladı. Demek ki doktorlar bile acıkıyormuş.
Bias Kontrolü / Kozmik Not: Dizideki samimi ve sıcak oyuncular olmasa, yemekler bu kadar lezzetli görünmeyebilirdi. Ama oyuncular o kadar sevimli ki, her şeyi yedirtiyor!
Mood Önerisi: "Hospital Playlist" izlerken karnın acıktıysa, hemen bir yemek servisi uygulamasından yemek sipariş et ve doktorlar gibi keyif yap! Ama sakın sağlıksız yemekler yeme, unutma ki doktorlar bile sağlıklı beslenmeye dikkat ediyor!
9. "Itaewon Class" ve Bira Markasının Yükselişi: Park Sae-ro-yi'nin Tercihi
"Itaewon Class" dizisi, Park Sae-ro-yi'nin hayallerini gerçekleştirmek için verdiği mücadeleyi anlatırken, aynı zamanda bir bira markasının da reklamını yaptı. Dizideki karakterler, sürekli olarak o birayı içiyor ve biranın tadı övülüyordu. Sanki dizi, bir bira reklamı gibiydi. Her bölümde o bira tanıtılıyor ve izleyiciler de hemen o birayı denemek için harekete geçiyordu.
Dizideki bira markası, PPL'ı o kadar iyi kullanmıştı ki, reklam olduğunu bile unutuyorduk. Özellikle Park Sae-ro-yi'nin zorlu hayatında biranın nasıl bir rahatlama sağladığı vurgulanıyordu. İzleyiciler, "Acaba ben de bu birayı içersem Park Sae-ro-yi gibi güçlü olabilir miyim?" diye düşünüyordu. Tabii ki alkolün sadece bir keyif verici olduğunu ve asıl gücün azim ve kararlılıkla geldiğini unutmamak gerekiyor.
"Itaewon Class" dizisi, gençlere hayallerinin peşinden koşma cesareti verirken, aynı zamanda bir bira markasının da popülerliğini artırdı. Dizideki karakterler, zorluklara rağmen pes etmeyerek, izleyicilere ilham verdi. Sonuçta dizi sayesinde birçok kişi o birayı denedi ve markanın satışları da tavan yaptı. Demek ki hayaller ve bira bir araya gelince, ortaya başarılı bir reklam çıkıyormuş.
Bias Kontrolü / Kozmik Not: Park Seo-joon'un karizması olmasa, bira bu kadar çekici görünmeyebilirdi. Ama adam o kadar karizmatik ki, her şeyi sattırıyor!
Mood Önerisi: "Itaewon Class" izlerken kendini Park Sae-ro-yi gibi hissediyorsan, hemen bir bira al ve hayallerinin peşinden koş! Ama sakın aşırıya kaçma, unutma ki Park Sae-ro-yi bile her zaman kontrollüydü!
10. "My Love From the Star" ve YSL Rujunun Efsanesi: Cheon Song-yi'nin Seçimi
"My Love From the Star" dizisi, Cheon Song-yi'nin (Jun Ji-hyun) kullandığı YSL rujuyla adeta bir efsane yarattı. Dizideki her sahnede o rujun rengi ve parlaklığı dikkat çekiyordu. Sanki ruj, Cheon Song-yi'nin güzelliğinin sırrı gibiydi. İzleyiciler, "Acaba ben de bu ruju kullanırsam Cheon Song-yi gibi güzel olabilir miyim?" diye düşünüyordu. Tabii ki makyajın sadece bir araç olduğunu ve asıl güzelliğin içten geldiğini unutmamak gerekiyor.
Dizideki YSL ruju, PPL'ın gücünü en iyi şekilde gösteren örneklerden biri oldu. Dizi yayınlandıktan sonra o rujun satışları patladı ve stoklar tükendi. Herkes Cheon Song-yi gibi olmak için o ruju almak istiyordu. Hatta bazı netizenler "Cheon Song-yi'nin ruju" diye ruju aramaya başladı. Ruj, o kadar popüler oldu ki, YSL markası Cheon Song-yi'yi reklam yüzü olarak seçti.
"My Love From the Star" dizisi, PPL sayesinde bir rujun nasıl efsaneleşebileceğini gösterdi. Dizideki Cheon Song-yi karakteri, ruju o kadar doğal ve çekici bir şekilde kullanıyordu ki, izleyicilerin ilgisini çekmeyi başardı. Sonuçta dizi sayesinde birçok kişi YSL rujuyla tanıştı ve markanın satışları da tavan yaptı. Demek ki bir ruj bile bir dizinin başarısına katkıda bulunabiliyormuş.
Bias Kontrolü / Kozmik Not: Jun Ji-hyun'un güzelliği olmasa, ruj bu kadar etkili olmayabilirdi. Ama kadın o kadar güzel ki, ne kullansa yakışıyor!
Mood Önerisi: "My Love From the Star" izlerken kendini Cheon Song-yi gibi havalı hissediyorsan, hemen bir YSL ruju al ve dudaklarını renklendir! Ama sakın kendini başkalarıyla kıyaslama, unutma ki sen de en az onun kadar güzelsin!
Tepkiniz Nedir?