K-Drama Senaristlerinin En Çok Kullandığı 10 Klişe ve Nedenleri!: Yoksa hepsi aynı copy-paste mi?
K-Drama dünyasının en bilinen klişeleri neler? Senaristler neden aynı şeyleri tekrar ediyor? Yoksa Kore dizileri birer şablon mu? Tüm cevaplar burada!
1. Zengin Oğlan Fakir Kız Sendromu
Abi bu klişe olmaktan çıktı, resmen K-Drama'ların DNA'sına işledi! Neredeyse her romantik komedide karşımıza çıkıyor. Zengin, şımarık, ama aslında içten içe yalnız bir chaebol (zengin aile çocuğu) ve hayatla mücadele eden, dürüst, çalışkan bir kız. Başlarda didişip kavga ediyorlar, sonra bir şekilde birbirlerine aşık oluyorlar. Ama tabii ki bu aşk kolay olmuyor; aileler karşı çıkıyor, zengin oğlanın eski sevgilisi ortalığı karıştırıyor, fakir kız eziliyor büzülüyor... Ama sonunda aşk kazanıyor!
Neden bu kadar tutuyor derseniz, bence biraz Cinderella masalına benziyor. Herkesin hayallerini süsleyen bir şey var; "belki benim de hayatım değişir, belki ben de bir gün zengin ve yakışıklı bir prensle tanışırım". Bir de sınıf farklılıklarına rağmen aşkın her şeyin üstesinden gelebileceği fikri insanlara umut veriyor. Ama artık biraz baydı be! Senaristler biraz daha yaratıcı olabilir mi? Farklı sosyo-ekonomik sınıflardan karakterleri bir araya getirmenin daha ilginç yolları da var bence.
Bir de şu var, bu klişe sayesinde idoller de ekmek yiyor. Çünkü zengin oğlan rolünü genelde bir idol kapıyor. Hem yakışıklı, hem karizmatik, hem de hayran kitlesi hazır. Mis gibi! Ama bazen oyunculukları biraz odun gibi oluyor, o da ayrı konu. Neyse, biz yine de izliyoruz işte. Alışkanlık olmuş resmen.
Bias Kontrolü / Kozmik Not: Bu klişeyi en iyi kullanan dizilerden biri "Boys Over Flowers" (Çiçeklerden Daha Güzel). Lee Min Ho'nun o kıvırcık saçları hala gözümün önünde!
Mood Önerisi: Bu klişeyi izlerken yanına bolca ramen ve kimchi almayı unutma. Tam bir K-Drama klasiği!
2. Hafıza Kaybı Vakası
Ya arkadaş, bu hafıza kaybı da nedir böyle? Sanki Kore'de herkes Alzheimer hastası! Bir karakter mutlaka ya bir kaza geçiriyor, ya bir travma yaşıyor ve hafızasını kaybediyor. Sonra olaylar olaylar... Genelde baş karakterlerden biri hafızasını kaybediyor ve diğer karakter onu yeniden kendine aşık etmeye çalışıyor. Tabii bu süreçte türlü komik ve dramatik olaylar yaşanıyor.
Bence senaristler bu klişeyi kullanmayı çok seviyor çünkü drama yaratmak için çok kolay bir yol. Karakterin geçmişini silip yeni bir başlangıç yapma fırsatı veriyor. Ya da tam tersi, geçmişi hatırlayınca ortaya büyük sırlar çıkıyor. İzleyici de "acaba ne olacak, hatırlayacak mı, hatırlayınca ne değişecek" diye merak ediyor. Ama artık o kadar çok kullanıldı ki, bazen "yine mi hafıza kaybı ya" diye içimden geçiriyorum.
Bir de şu var, hafıza kaybı sayesinde karakterler değişiyor, dönüşüyor. Kötü biriyken iyi oluyor, ya da tam tersi. Bu da karakter gelişimini göstermek için kolay bir yol. Ama bence senaristler biraz daha orijinal olabilir. Hafıza kaybı yerine başka travmatik olaylar da kullanabilirler. Mesela karakterin geçmişinde yaptığı bir hatayla yüzleşmesi falan daha ilginç olabilir.
Bias Kontrolü / Kozmik Not: "100 Days My Prince" dizisindeki hafıza kaybı olayı çok komikti. D.O.'nun (EXO) şaşkın halleri beni benden aldı!
Mood Önerisi: Bu klişeyi izlerken yanında bolca mendil bulundur. Gözyaşlarına hazırlıklı ol!
3. Aşk Üçgeni Kaçınılmazlığı
K-Drama izleyip de aşk üçgeni görmemek mümkün mü? Tabii ki hayır! Genelde bir kız, iki erkek arasında kalıyor. Birisi ilk aşkı, diğeri sonradan hayatına giren ve onu daha iyi anlayan kişi. Kız hangisini seçeceğini bilemiyor, biz de ekran başında meraktan çatlıyoruz.
Aşk üçgeni, dizilere gerilim katmak için çok etkili bir yöntem. İzleyici, baş karakterin kimi seçeceğini merak ediyor ve bu merak diziyi izlemeye devam etmesini sağlıyor. Bir de "second lead syndrome" diye bir şey var. Yani baş karakteri değil, ikinci erkeği destekleyen bir sürü insan oluyor. Hatta bazen ikinci erkek o kadar sevimli ve fedakar oluyor ki, baş karakteri unutturuyor bile.
Bence senaristler aşk üçgenini çok seviyor çünkü karakterler arasındaki ilişkileri derinleştirmek için çok iyi bir fırsat. Baş karakterin kim olduğunu, ne istediğini anlamasına yardımcı oluyor. Ama bazen aşk üçgeni o kadar abartılıyor ki, dizi sırf bundan ibaret oluyor. Diğer karakterler ve olaylar arka planda kalıyor. O zaman da biraz sıkıcı oluyor açıkçası.
Bias Kontrolü / Kozmik Not: "Reply 1988" dizisindeki aşk üçgeni beni perişan etmişti. Kiminle olacağını son bölüme kadar tahmin edemedim!
Mood Önerisi: Bu klişeyi izlerken yanında bolca cips ve kola bulundur. Ekran başında "kiminle olsun, kiminle olsun" diye tartışmaktan yorulacaksın!
4. Kötü Kalpli Kayınvalide Dehşeti
Aman Allah'ım, bu kayınvalideler de ne çekiyor! Genelde zengin ve güçlü bir ailenin annesi oluyorlar. Oğullarının fakir veya "uygunsuz" bir kızla birlikte olmasını asla istemiyorlar. Kıza hayatı zindan ediyorlar, türlü entrikalar çeviriyorlar. Amacı sadece oğlunun "kendi seviyesinde" biriyle evlenmesi.
Bence senaristler bu klişeyi kullanmayı çok seviyor çünkü çatışma yaratmak için çok kolay bir yol. Kötü kayınvalide sayesinde dizilerde gerilim artıyor, olaylar daha heyecanlı hale geliyor. İzleyici de "bu kadın ne zaman durulacak, ne zaman uslanacak" diye merak ediyor. Ama bazen o kadar abartılıyor ki, kadın resmen cadıya dönüşüyor. O zaman da biraz gerçeklikten uzaklaşıyor.
Bir de şu var, kötü kayınvalide sayesinde baş karakterin ne kadar güçlü ve azimli olduğunu görüyoruz. Kız, kayınvalidenin tüm baskılarına rağmen aşkından vazgeçmiyor ve onunla mücadele ediyor. Bu da izleyiciye ilham veriyor. Ama bence senaristler biraz daha farklı kayınvalide tipleri yaratabilir. Mesela dışarıdan kötü görünen ama aslında oğlunun iyiliğini düşünen bir kayınvalide de olabilir.
Bias Kontrolü / Kozmik Not: "The Heirs" dizisindeki kötü kayınvalide beni deli etmişti. Kadın resmen kötülüğün vücut bulmuş haliydi!
Mood Önerisi: Bu klişeyi izlerken yanında bolca sakinleştirici çay bulundur. Sinirlerin bozulabilir!
5. Trajik Geçmiş Hikayesi
K-Drama karakterlerinin çoğunun geçmişi karanlık ve trajik. Ya ailesini kaybetmiş, ya iflas etmiş, ya da büyük bir ihanete uğramış. Bu travmatik olaylar karakterlerin kişiliğini şekillendiriyor ve onları daha derin ve karmaşık hale getiriyor.
Bence senaristler bu klişeyi kullanmayı çok seviyor çünkü karakterlere empati duymamızı sağlıyor. Karakterin yaşadığı acıları anladıkça ona daha çok bağlanıyoruz. Bir de trajik geçmiş sayesinde karakterler değişiyor, dönüşüyor. Kötü biriyken iyi oluyor, ya da tam tersi. Bu da karakter gelişimini göstermek için kolay bir yol.
Ama artık o kadar çok kullanıldı ki, bazen "yine mi trajik geçmiş ya" diye içimden geçiriyorum. Bence senaristler biraz daha orijinal olabilir. Karakterlerin geçmişinde yaptığı hatalarla yüzleşmesi falan daha ilginç olabilir. Ya da karakterin travmasını atlatma süreci daha detaylı anlatılabilir.
Bias Kontrolü / Kozmik Not: "Goblin" dizisindeki karakterlerin trajik geçmişleri beni derinden etkilemişti. Özellikle Goblin'in (Gong Yoo) yaşadığı acılar beni çok üzmüştü.
Mood Önerisi: Bu klişeyi izlerken yanında bolca çikolata bulundur. Kendini iyi hissetmek için ihtiyacın olacak!
6. Tesadüfi Karşılaşmalar Zinciri
K-Drama'larda karakterler sürekli tesadüfen karşılaşıyor. Sanki Seul'de başka insan yaşamıyor! Aynı kafede, aynı otobüste, aynı parkta... Sürekli birbirlerine denk geliyorlar. Bu tesadüfler sayesinde aralarında bir bağ oluşuyor ve aşk başlıyor.
Bence senaristler bu klişeyi kullanmayı çok seviyor çünkü romantik bir hava yaratmak için çok kolay bir yol. İzleyici, karakterlerin kaderlerinin birbirine bağlı olduğuna inanıyor ve bu da onları daha çok heyecanlandırıyor. Ama bazen o kadar abartılıyor ki, "bu kadar da olmaz artık" diye düşünüyorum.
Bir de şu var, tesadüfler sayesinde karakterler birbirlerini daha iyi tanıyor. Birbirlerinin zor anlarında yanlarında oluyorlar ve bu da aralarındaki bağı güçlendiriyor. Ama bence senaristler biraz daha gerçekçi olabilir. Tesadüfler yerine karakterlerin ortak ilgi alanları veya hedefleri üzerinden bir bağ kurulabilir.
Bias Kontrolü / Kozmik Not: "Crash Landing on You" dizisindeki tesadüfler beni çok güldürmüştü. Kuzey Kore'de bile birbirlerini bulmaları inanılmazdı!
Mood Önerisi: Bu klişeyi izlerken yanında bolca fal kurabiyesi bulundur. Belki senin de kaderin değişir!
7. Sarhoşken Gerçekleri Kusmak
Kore'de herkes sarhoş olunca dürüst oluyor galiba! K-Drama'larda karakterler sarhoşken içlerini döküyorlar, gerçek duygularını itiraf ediyorlar, hatta bazen kavga bile ediyorlar. Ama ertesi gün hiçbir şey hatırlamıyorlar!
Bence senaristler bu klişeyi kullanmayı çok seviyor çünkü karakterlerin iç dünyasını göstermek için çok kolay bir yol. Sarhoşken karakterler maskelerini düşürüyorlar ve gerçek benliklerini ortaya çıkarıyorlar. İzleyici de bu sayede karakterlere daha çok bağlanıyor. Ama bazen o kadar abartılıyor ki, "bu kadar da olmaz artık" diye düşünüyorum.
Bir de şu var, sarhoşken itiraf edilen sırlar dizilere gerilim katıyor. Ertesi gün karakterler ne yapacaklarını bilemiyorlar ve bu da izleyiciyi meraklandırıyor. Ama bence senaristler biraz daha farklı yöntemler kullanabilir. Karakterlerin rüyalarında veya günlüklerinde gerçek duygularını ifade etmeleri de ilginç olabilir.
Bias Kontrolü / Kozmik Not: "What's Wrong with Secretary Kim" dizisindeki sarhoş sahneleri çok komikti. Park Seo Joon'un sarhoş halleri beni benden almıştı!
Mood Önerisi: Bu klişeyi izlerken yanında bolca soju bulundur. Ama sakın sen de sarhoş olup sırlarını ifşa etme!
8. Omuzda Ağlama Ritüeli
K-Drama'larda karakterler ağlayınca mutlaka birinin omzuna yaslanıyor. Bu genelde baş karakterin sevgilisi veya en yakın arkadaşı oluyor. Omuz, teselli ve destek sembolü haline geliyor.
Bence senaristler bu klişeyi kullanmayı çok seviyor çünkü duygusal bir atmosfer yaratmak için çok kolay bir yol. İzleyici, karakterlerin birbirlerine ne kadar yakın olduklarını görüyor ve bu da onları daha çok etkiliyor. Ama bazen o kadar abartılıyor ki, "her ağlayan omza mı yaslanacak" diye düşünüyorum.
Bir de şu var, omuzda ağlama sayesinde karakterler birbirlerine daha çok güveniyor. Birlikte zor zamanları atlatıyorlar ve bu da aralarındaki bağı güçlendiriyor. Ama bence senaristler biraz daha farklı yöntemler kullanabilir. Karakterlerin birbirlerine mektup yazmaları veya birlikte bir aktivite yapmaları da ilginç olabilir.
Bias Kontrolü / Kozmik Not: "Descendants of the Sun" dizisindeki omuzda ağlama sahnesi beni çok duygulandırmıştı. Song Joong Ki'nin Song Hye Kyo'yu teselli etmesi çok romantikti!
Mood Önerisi: Bu klişeyi izlerken yanında bolca peluş oyuncak bulundur. Omuz arayışına girebilirsin!
9. Hastalık ve Ölüm Korkusu
K-Drama'larda karakterler ya ölümcül bir hastalığa yakalanıyor, ya da bir kaza geçiriyor ve ölümle burun buruna geliyor. Bu durum dizilere dram ve gerilim katıyor. İzleyici de karakterlerin hayatta kalıp kalmayacağını merak ediyor.
Bence senaristler bu klişeyi kullanmayı çok seviyor çünkü duygusal bir etki yaratmak için çok kolay bir yol. İzleyici, karakterlerin değerini anlıyor ve onlara daha çok bağlanıyor. Bir de ölüm korkusu sayesinde karakterler değişiyor, dönüşüyor. Hayata daha farklı bir gözle bakmaya başlıyorlar.
Ama artık o kadar çok kullanıldı ki, bazen "yine mi ölümcül hastalık ya" diye içimden geçiriyorum. Bence senaristler biraz daha orijinal olabilir. Karakterlerin hayatta kalma mücadelesi daha detaylı anlatılabilir. Ya da karakterlerin ölümle yüzleşme süreci daha farklı bir şekilde ele alınabilir.
Bias Kontrolü / Kozmik Not: "Uncontrollably Fond" dizisindeki ölümcül hastalık beni perişan etmişti. Kim Woo Bin'in ölümü beni çok üzmüştü.
Mood Önerisi: Bu klişeyi izlerken yanında bolca dondurma bulundur. Kendini iyi hissetmek için ihtiyacın olacak!
10. Mutlu Son Zorunluluğu (Ya Da Açık Kapı Bırakmak)
K-Drama'ların çoğu mutlu sonla bitiyor. Karakterler tüm zorlukların üstesinden geliyor, birbirlerine kavuşuyor ve mutlu bir hayat sürüyorlar. Ama bazı dizilerde açık kapı bırakılıyor. Yani karakterlerin geleceği hakkında kesin bir şey söylenmiyor. İzleyici de kendi hayal gücünü kullanarak sonuca varıyor.
Bence senaristler mutlu sonu tercih ediyor çünkü izleyiciye umut vermek istiyorlar. Zor bir dönemden geçen insanlar, dizilerde mutlu son görünce rahatlıyorlar ve hayata daha pozitif bakmaya başlıyorlar. Ama bazı izleyiciler açık kapıyı daha çok seviyor. Çünkü bu sayede dizi hakkında daha çok konuşabiliyorlar ve kendi teorilerini üretebiliyorlar.
Bir de şu var, mutlu son sayesinde diziler daha çok izleniyor. Çünkü insanlar mutsuz sonla biten dizileri izlemek istemiyorlar. Ama bence senaristler biraz daha cesur olabilir. Mutlu son yerine daha gerçekçi bir son da tercih edebilirler. Ya da karakterlerin hayatlarının sadece bir bölümünü anlatıp geri kalanını izleyicinin hayal gücüne bırakabilirler.
Bias Kontrolü / Kozmik Not: "Guardian: The Lonely and Great God (Goblin)" dizisinin sonu hem mutlu, hem de hüzünlüydü. Ama bence tam olması gerektiği gibiydi.
Mood Önerisi: Bu klişeyi izlerken yanında bolca dilek feneri bulundur. Belki senin de dileklerin gerçekleşir!
Tepkiniz Nedir?