En Kötü Anime Uyarlaması Olan Oyunlar (Jump Force Fiyaskosu)!: Netizenler Bunu Asla Unutmayacak!

K-Pop dünyasından animeye geçiş mi? En kötü anime uyarlaması oyunlar ve Jump Force fiyaskosu! Biasını koru, hayran kurgularını unut ve bu felaketlere dal!

Şubat 23, 2026 - 14:46
Şubat 23, 2026 - 14:47
 0  0
En Kötü Anime Uyarlaması Olan Oyunlar (Jump Force Fiyaskosu)!: Netizenler Bunu Asla Unutmayacak!

1. Jump Force: Hayaller vs. Gerçekler (Kabus Gibi)

Jump Force... Ah, Jump Force! Hani o hepimizin "Acaba Luffy, Naruto'ya Kamehameha çekse ne olurdu?" diye hayal kurarken ağzımızın suyu aka aka beklediğimiz oyun vardı ya? İşte o hayallerle gerçekler arasındaki uçurum o kadar derin ki, içine düşsek Black Hole'dan çıkamayız yemin ediyorum. Oyunun çıkış fragmanlarını hatırlıyorum da, gözlerimden kalpler fışkırıyordu. Luffy, Goku, Naruto... Hepsi bir arada, New York sokaklarını birbirine katıyor! Ama oyunun kendisi? Resmen görsel bir karmaşa, oynanabilirlik faciası ve hikaye... Ah o hikaye! Sanki liseli bir fanfic yazarının elinden çıkmış gibi.

Oyunun grafikleri desen, sanki PS3'ten hallice. Karakter modellemeleri fena değil ama o çevre tasarımları, o kaplamalar... Göz kanatıyor resmen. Bir de o yükleme ekranları yok mu? Oyundan daha uzun sürüyorlar sanki. Oynanış desen, tuşlara basıyoruz ama ne oluyor, ne bitiyor anlamıyoruz. Herkes aynı komboları spamliyor, taktik maktik hak getire. Online modu desen, lagdan geçilmiyor. Rakibin ışınlanarak sana tek atması mı dersin, yoksa oyunun aniden çökmesi mi dersin... Her türlü rezilliği barındırıyor.

En acısı da ne biliyor musun? Bu oyunda sevdiklerimiz, anime kahramanlarımız var. Ama o kahramanlar, bu oyunda o kadar kötü kullanılmış ki, sanki itibar suikastına uğramışlar gibi hissediyoruz. Luffy'nin o neşesi, Naruto'nun o azmi, Goku'nun o savaşçı ruhu... Hepsi kaybolmuş, yerini ruhsuz birer karaktere bırakmış. Jump Force, potansiyelini yerle bir eden, hayallerimizi yıkan bir fiyasko olarak tarihe geçti. Netizenler bu travmayı asla unutmayacak, eminim.

Bias Kontrolü / Kozmik Not: Oyunun açılışında ONE OK ROCK'ın "Stand Out Fit In" şarkısı çalıyor. Şarkı güzel olmasına rağmen, oyunun kalitesiyle zıtlığı ironik bir durum yaratıyor.

Mood Önerisi: Jump Force oynadıktan sonra hayallerinizi onarmak için bolca shounen anime izleyin ve en sevdiğiniz opening'leri dinleyin.


2. Dragon Ball Evolution (Film): Kamehameha Değil, Utanç Patlaması!

Dragon Ball Evolution... Adını duyunca bile içimde bir ürperti hissediyorum. Hani bazı şeyler vardır, varlığını unutmak istersin ya, işte bu film tam olarak o kategoriye giriyor. Dragon Ball'ı bilmeyen yoktur herhalde. Goku'nun küçüklüğünden başlayıp, evreni kurtarmasına kadar uzanan epik bir hikaye. Kamehameha'lar, Süper Saiyan dönüşümleri, Vegeta'nın o cool tavırları... Hepsi efsanevi. Ama bu film, o efsaneyi alıp yerle bir etmiş, üzerine de beton dökmüş resmen.

Filmin oyuncu seçimleri başlı başına bir olay. Goku'yu canlandıran Justin Chatwin'i gördüğümde, "Bu Goku mu, yoksa lisedeki sıska bir inek mi?" diye düşünmüştüm. O kaslar nerede, o savaşçı ruh nerede? Bulma oyunu oynasak bulamayız. Bulma'yı canlandıran Emmy Rossum desen, tamam güzel kadın ama Bulma'nın o zekası, o maceraperest ruhu onda yok. Sanki cosplay partisine gelmiş gibi. Piccolo'yu canlandıran James Marsters bile bu felaketi kurtaramamış.

Hikaye desen, Dragon Ball'la uzaktan yakından alakası yok. Goku, liseye giden ergen bir çocuk. Doğum günü partisine gitmekten başka derdi yok. Sonra birden bire dedesi ölüyor ve Goku, evreni kurtarmak zorunda kalıyor. Bu kadar ani bir değişim, bu kadar saçma bir senaryo... Akıl alır gibi değil. Kamehameha desen, enerji topu atmaktan ziyade, sanki sihirbazlık numarası yapıyorlar. Süper Saiyan dönüşümü desen, bildiğin sarı peruk takıyorlar. Bu film, Dragon Ball hayranlarına yapılmış en büyük hakaretlerden biri. İzlemeyin, izlettirmeyin. Ruh sağlığınızı koruyun.

Bias Kontrolü / Kozmik Not: Filmin senaristi Ben Ramsey, yıllar sonra Dragon Ball hayranlarından özür dilemiş. Keşke yapmasaydı dedirten cinsten bir özür.

Mood Önerisi: Bu filmi izledikten sonra Dragon Ball Z'nin opening'ini dinleyerek moralinizi düzeltin ve Goku'nun gerçek bir Süper Saiyan olduğunu hatırlayın.


3. Tekken (Film): Dövüş Oyunu Değil, Dram Komedi!

Tekken... Efsanevi dövüş oyunu serisi. Jin Kazama'nın babası Kazuya'ya olan nefreti, Heihachi'nin o şeytani planları, King'in o maskesi... Hepsi akılda kalıcı. Dövüş mekanikleri desen, rakibini havada sektirip kombo manyağı yapmak ayrı bir zevk. Ama Tekken filmi? Ah o film! Dövüş oyunu uyarlaması değil de, sanki yanlışlıkla çekilmiş bir dram komedi filmi.

Filmin oyuncu kadrosu fena değil aslında. Jon Foo, Jin Kazama'yı canlandırıyor. Tamam yakışıklı çocuk ama Jin'in o karizması, o karanlık tarafı onda yok. Cary-Hiroyuki Tagawa, Heihachi'yi canlandırıyor. Kendisi Mortal Kombat filminde Shang Tsung'u canlandırmıştı. Bu sefer de kötü adam rolünde ama Tekken'deki Heihachi'nin o acımasızlığı onda yok.

Hikaye desen, Tekken evreninden tamamen kopuk. Jin, turnuvaya katılıyor ve babası Kazuya'yı yenmeye çalışıyor. Bu kadar basit. Dövüş sahneleri desen, koreografiler berbat, efektler ucuz. Tekken'deki o akıcı dövüş mekanikleri, o havalı kombolar filmde yok. Sanki sokak kavgası izliyoruz. Filmdeki tek iyi şey, kostümlerin oyundakilere yakın olması. Ama o da filmi kurtarmaya yetmiyor. Tekken filmi, Tekken hayranlarını hayal kırıklığına uğratan, unutulması gereken bir yapım.

Bias Kontrolü / Kozmik Not: Filmde Jin Kazama'nın dövüş stili, oyundakinden tamamen farklı. Sanki Kung Fu yapıyor.

Mood Önerisi: Bu filmi izledikten sonra Tekken 7'yi açın ve favori karakterinizle online maçlara girerek moralinizi düzeltin.


4. Death Note (Netflix Filmi): Light Yagami Nerede, Ben Kimim?

Death Note... Zeki bir öğrencinin, tanrı olma yolunda ilerlemesini anlatan, zeka savaşlarıyla dolu bir anime/manga klasiği. Light Yagami'nin o manipülatif zekası, L'in o eksantrik dehası... Hepsi unutulmaz. Ama Netflix'in Death Note filmi? Ah o film! Death Note'u alıp bambaşka bir şeye dönüştürmüşler. Sanki başka bir evrenden gelmiş gibi.

Filmin oyuncu seçimleri yine tartışma konusu. Light Yagami'yi canlandıran Nat Wolff'u gördüğümde, "Bu Light mı, yoksa ergenlik sorunları yaşayan bir emo çocuk mu?" diye düşünmüştüm. Light'ın o zekası, o karizması, o soğukkanlılığı onda yok. Bildiğin panik atak geçiren bir tip. L'i canlandıran Lakeith Stanfield desen, tamam yetenekli bir oyuncu ama L'in o eksantrik tavırları, o şeker bağımlılığı onda yok. Sanki cosplay partisine gelmiş gibi.

Hikaye desen, Death Note'la uzaktan yakından alakası yok. Light, defteri buluyor ve hemen panikliyor. Sürekli bağırıp çağırıyor. L desen, sürekli Light'ı kovalıyor ama bir türlü yakalayamıyor. Sanki Tom ve Jerry izliyoruz. Filmdeki tek iyi şey, Ryuk'un görsel tasarımı. Ama o da filmi kurtarmaya yetmiyor. Netflix'in Death Note filmi, Death Note hayranlarını hayal kırıklığına uğratan, unutulması gereken bir yapım.

Bias Kontrolü / Kozmik Not: Filmde Light Yagami, sürekli "Light Turner" olarak tanıtılıyor. Sanki isim değiştirmiş gibi.

Mood Önerisi: Bu filmi izledikten sonra Death Note anime serisini tekrar izleyin ve Light Yagami'nin gerçek bir dahi olduğunu hatırlayın.


5. Avatar: The Last Airbender (Film): Elementler Kayıp, Umutlar Sönük!

Avatar: The Last Airbender... Dört ulusun, elementlerin ve Avatar'ın hikayesini anlatan, çizgi film tarihinin en iyi yapımlarından biri. Aang'in o neşesi, Katara'nın o şefkati, Sokka'nın o komikliği... Hepsi akılda kalıcı. Ama M. Night Shyamalan'ın Avatar filmi? Ah o film! Avatar'ı alıp ruhsuz bir şeye dönüştürmüş. Sanki başka bir evrenden gelmiş gibi.

Filmin oyuncu seçimleri yine tartışma konusu. Aang'i canlandıran Noah Ringer'i gördüğümde, "Bu Aang mi, yoksa kel kafalı bir çocuk mu?" diye düşünmüştüm. Aang'in o neşesi, o enerjisi onda yok. Oyuncuların isimleri yanlış telaffuz etmesi ayrı bir olay. Katara'yı canlandıran Nicola Peltz desen, tamam güzel kız ama Katara'nın o şefkati, o liderlik vasfı onda yok. Sanki mankenlik ajansından çıkmış gibi. Sokka'yı canlandıran Jackson Rathbone desen, bildiğin emo bir tip.

Hikaye desen, Avatar evreninden tamamen kopuk. Aang, Avatar olduğunu öğreniyor ve dünyayı kurtarmak zorunda kalıyor. Bu kadar basit. Element bükme sahneleri desen, koreografiler berbat, efektler ucuz. Avatar'daki o akıcı dövüş mekanikleri, o havalı element bükme hareketleri filmde yok. Sanki yavaş çekimde izliyoruz. Filmdeki tek iyi şey, bazı kostümlerin çizgi filme yakın olması. Ama o da filmi kurtarmaya yetmiyor. Avatar filmi, Avatar hayranlarını hayal kırıklığına uğratan, unutulması gereken bir yapım.

Bias Kontrolü / Kozmik Not: Filmde "Aang" ismi, "Ong" şeklinde telaffuz ediliyor. Sanki isim değiştirmişler gibi.

Mood Önerisi: Bu filmi izledikten sonra Avatar: The Last Airbender çizgi film serisini tekrar izleyin ve Aang'in gerçek bir Avatar olduğunu hatırlayın.


6. Eragon (Film): Ejderhalar Uçmuyor, Hayranlar Ağlıyor!

Eragon... Christopher Paolini'nin yazdığı, ejderhalar, büyücüler ve kahramanların dünyasını anlatan fantastik roman serisi. Eragon'un o cesareti, Saphira'nın o zekası, Arya'nın o güzelliği... Hepsi akılda kalıcı. Ama Eragon filmi? Ah o film! Eragon'u alıp klişe bir fantastik filme dönüştürmüşler. Sanki başka bir evrenden gelmiş gibi.

Filmin oyuncu seçimleri yine tartışma konusu. Eragon'u canlandıran Edward Speleers'i gördüğümde, "Bu Eragon mu, yoksa köyünden çıkmış bir çocuk mu?" diye düşünmüştüm. Eragon'un o cesareti, o kararlılığı onda yok. Arya'yı canlandıran Sienna Guillory desen, tamam güzel kadın ama Arya'nın o savaşçı ruhu, o gizemli tavırları onda yok. Sanki cosplay partisine gelmiş gibi.

Hikaye desen, Eragon evreninden tamamen kopuk. Eragon, bir ejderha yumurtası buluyor ve ejderha binicisi oluyor. Bu kadar basit. Büyü sahneleri desen, koreografiler berbat, efektler ucuz. Eragon'daki o epik savaşlar, o havalı büyü hareketleri filmde yok. Sanki çocuk oyunu izliyoruz. Filmdeki tek iyi şey, Saphira'nın görsel tasarımı. Ama o da filmi kurtarmaya yetmiyor. Eragon filmi, Eragon hayranlarını hayal kırıklığına uğratan, unutulması gereken bir yapım.

Bias Kontrolü / Kozmik Not: Filmde Eragon, ejderhası Saphira ile telepatik olarak iletişim kurmuyor. Sanki hayvan eğitmeni gibi konuşuyor.

Mood Önerisi: Bu filmi izledikten sonra Eragon roman serisini tekrar okuyun ve Eragon'un gerçek bir ejderha binicisi olduğunu hatırlayın.


7. Street Fighter (Film): Dövüş Sanatları Değil, Komedi Şov!

Street Fighter... Ryu'nun Hadouken'i, Ken'in Shoryuken'i, Chun-Li'nin o efsanevi tekmeleri... Dövüş oyunu tarihinin en ikonik serilerinden biri. Ama Street Fighter filmi? Ah o film! Street Fighter'ı alıp ucuz bir aksiyon komedisine dönüştürmüşler. Sanki başka bir evrenden gelmiş gibi.

Filmin oyuncu seçimleri yine tartışma konusu. Ryu'yu canlandıran Byron Mann'i gördüğümde, "Bu Ryu mu, yoksa karate hocası mı?" diye düşünmüştüm. Ryu'nun o ciddiyeti, o disiplini onda yok. Ken'i canlandıran Damian Chapa desen, tamam yakışıklı çocuk ama Ken'in o havalı tavırları, o zengin çocuk halleri onda yok. Sanki bütçe yetmemiş gibi. Jean-Claude Van Damme, Guile'ı canlandırıyor ama o da filmi kurtaramıyor.

Hikaye desen, Street Fighter evreninden tamamen kopuk. Guile, Bison'u yakalamak için bir ekip kuruyor. Bu kadar basit. Dövüş sahneleri desen, koreografiler berbat, efektler ucuz. Street Fighter'daki o akıcı dövüş mekanikleri, o havalı özel hareketler filmde yok. Sanki kavga eden sarhoşları izliyoruz. Filmdeki tek iyi şey, bazı karakterlerin kostümleri. Ama o da filmi kurtarmaya yetmiyor. Street Fighter filmi, Street Fighter hayranlarını hayal kırıklığına uğratan, unutulması gereken bir yapım.

Bias Kontrolü / Kozmik Not: Filmde Guile, "Sonic Boom" yerine "Sonic Hurricane" diye bağırıyor. Sanki isim hakkını alamamışlar gibi.

Mood Önerisi: Bu filmi izledikten sonra Street Fighter V'i açın ve favori karakterinizle online maçlara girerek moralinizi düzeltin.


8. Resident Evil (Paul W.S. Anderson Filmleri): Zombiler Var, Korku Yok!

Resident Evil... Zombiler, virüsler ve Umbrella Corporation'ın karanlık sırlarını anlatan, korku oyunu tarihinin en önemli serilerinden biri. Ama Paul W.S. Anderson'ın Resident Evil filmleri? Ah o filmler! Resident Evil'ı alıp aksiyon filmine dönüştürmüşler. Sanki başka bir evrenden gelmiş gibi.

Filmlerde Milla Jovovich, Alice isimli bir karakteri canlandırıyor. Alice, oyunlarda olmayan tamamen uydurma bir karakter. Alice, zombileri tekme tokat dövüyor, özel güçleri var. Sanki Süper Kahraman filmi izliyoruz. Oyunlardaki korku atmosferi, gerilim, hayatta kalma mücadelesi filmlerde yok. Zombiler sadece figüran gibi kullanılıyor.

Hikaye desen, Resident Evil evreninden tamamen kopuk. Alice, Umbrella Corporation'a karşı savaşıyor. Bu kadar basit. Filmlerde sürekli yeni virüsler, yeni yaratıklar ortaya çıkıyor ama hiçbiri oyunlardaki kadar korkunç değil. Filmlerdeki tek iyi şey, bazı yaratıkların tasarımları. Ama o da filmleri kurtarmaya yetmiyor. Paul W.S. Anderson'ın Resident Evil filmleri, Resident Evil hayranlarını hayal kırıklığına uğratan, unutulması gereken yapımlar.

Bias Kontrolü / Kozmik Not: Filmlerde oyunlardaki karakterler (Jill Valentine, Leon S. Kennedy vb.) var ama kişilikleri tamamen farklı.

Mood Önerisi: Bu filmleri izledikten sonra Resident Evil 7'yi oynayın ve gerçek korkuyu yaşayın.


9. Devil May Cry (Anime): Tarz Sahibi İblis Avcısı, Tatsız Bir Uyarlama!

Devil May Cry... Dante'nin iblis avlama maceralarını anlatan, tarz sahibi dövüş mekanikleri ve gotik atmosferiyle ünlü bir oyun serisi. Ama Devil May Cry animesi? Ah o anime! Devil May Cry'ı alıp sıradan bir aksiyon animeye dönüştürmüşler. Sanki başka bir evrenden gelmiş gibi.

Animede Dante, sürekli borç içinde, iş bulmaya çalışan bir iblis avcısı. Dante'nin o karizması, o alaycı tavırları animede yok. Animede Dante, sürekli yemek yiyor, uyuyor ve para derdiyle uğraşıyor. Sanki evsiz birini izliyoruz. Dövüş sahneleri desen, oyunlardaki kadar akıcı ve tarz sahibi değil. Animede Dante, sürekli kılıcını sallıyor, silahını ateşliyor ama pek bir şey olmuyor.

Hikaye desen, Devil May Cry evreninden tamamen kopuk. Animede Dante, çeşitli iblislerle savaşıyor ama hiçbiri oyunlardaki kadar karizmatik ve tehlikeli değil. Animedeki tek iyi şey, bazı karakterlerin tasarımları. Ama o da animeyi kurtarmaya yetmiyor. Devil May Cry animesi, Devil May Cry hayranlarını hayal kırıklığına uğratan, unutulması gereken bir yapım.

Bias Kontrolü / Kozmik Not: Animede Dante, pizza yemiyor. Sanki İtalyan kökenlerini unutmuş gibi.

Mood Önerisi: Bu animeyi izledikten sonra Devil May Cry 5'i oynayın ve Dante'nin gerçek bir iblis avcısı olduğunu hatırlayın.


10. Berserk (2016-2017): CGI Cehennemi, Gözler Kan Ağlıyor!

Berserk... Guts'ın acımasız dünyasını anlatan, karanlık atmosferi, derin karakterleri ve epik savaşlarıyla ünlü bir manga serisi. Ama 2016-2017 Berserk animesi? Ah o anime! Berserk'ü alıp CGI cehennemine dönüştürmüşler. Sanki başka bir evrenden gelmiş gibi.

Animedeki karakterler, sanki plastik bebek gibi görünüyor. CGI o kadar kötü ki, karakterlerin yüz ifadelerini bile anlamakta zorlanıyoruz. Dövüş sahneleri desen, oyunlardaki kadar akıcı ve etkileyici değil. Animede Guts, sürekli kılıcını sallıyor ama pek bir şey olmuyor. Animedeki tek iyi şey, manganın hikayesine sadık kalması. Ama o da animeyi kurtarmaya yetmiyor.

Animedeki CGI o kadar kötü ki, bazı sahnelerde gözlerimizi kapatmak istiyoruz. Özellikle hareketli sahnelerde karakterler, sanki kayıyor gibi görünüyor. Berserk'ün o karanlık atmosferi, o epik savaşları animede yok. Berserk hayranları bu animeyi gördükten sonra göz doktoruna gitmek zorunda kalmış olabilirler. 2016-2017 Berserk animesi, Berserk hayranlarını hayal kırıklığına uğratan, unutulması gereken bir yapım.

Bias Kontrolü / Kozmik Not: Animede Guts'ın kılıcı "Dragon Slayer", sanki plastik bir oyuncak gibi görünüyor.

Mood Önerisi: Bu animeyi izledikten sonra Berserk mangasını okuyun ve Guts'ın gerçek bir savaşçı olduğunu hatırlayın. Ayrıca, gözlerinizi dinlendirin!


Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Kozmik Yolcu Çeşitli içerikler yazmayı seven bir kozmos yolcusu.