En İyi "Steampunk" Temalı Animeler (Arcane Tarzı)!: Dişliler, Buhar ve Kore Esintisi!

Steampunk anime dünyasına dalış! Arcane tarzı en iyi yapımlar, gizli cevherler, K-Pop esintili karakterler ve K-Drama tadında hikayeler. Kore kültürüne gönderme yapan steampunk animeler keşfet!

Şubat 21, 2026 - 15:15
Şubat 21, 2026 - 15:15
 0  0
En İyi "Steampunk" Temalı Animeler (Arcane Tarzı)!: Dişliler, Buhar ve Kore Esintisi!

1. Steamboy: Katsushiro Otomo'dan Görsel Şölen

Ya şimdi Steamboy'u bilmeyen animeci var mı ya? Yoktur herhalde! Katsushiro Otomo'nun (kendisi Akira'nın da yaratıcısı olur) bu şaheseri, steampunk estetiğinin zirvesi. 19. yüzyıl İngiltere'sinde geçen hikaye, genç mucit Ray Steam'in etrafında dönüyor. Ray, ailesinden kalan süper güçlü bir buhar topunu ele geçiriyor ve olaylar gelişiyor.

Abi bu anime sadece görsel olarak değil, ses tasarımıyla da insanı alıp götürüyor. O buhar sesleri, dişli çarkların gıcırtısı, mekanik aksamın çalışması... Resmen kulak orgazmı! Karakter tasarımları da ayrı bir olay. Ray'in o havalı gözlüğü, Scarlett O'Hara'yı andıran Scarlett'in kabarık elbiseleri... Kostümler o kadar detaylı ki, sanki defile izliyor gibiyiz. Aksiyon sahneleri de unutulmaz. Özellikle o buhar topuyla yapılan savaşlar, adeta bir görsel şölen. İzlerken "Vay anasını!" demekten kendinizi alamıyorsunuz.

Steamboy'un hikayesi de aslında çok derin. Bilim, teknoloji, etik ve savaş gibi temaları işliyor. Ray'in babası ve dedesi arasındaki çatışma, bilimin insanlık yararına mı yoksa yıkımına mı kullanılması gerektiği sorusunu ortaya atıyor. Bu da animeye ayrı bir katman ekliyor. Sadece patlamış mısır eşliğinde izlenecek bir yapım değil yani, üzerine kafa yormak da gerekiyor.

Kozmik Not: Ray'in dedesi Lloyd Steam'in çılgın bilim adamı halleri, BTS'ten RM'in "Persona" dönemindeki karizmasına benziyor, değil mi? Belki de RM de gizli bir steampunk hayranıdır, kim bilir?

Mood Önerisi: Kendinizi "mucit ruhlu" hissettiğiniz, yaratıcılığınızın tavan yaptığı anlarda izleyin. Yanınızda bir de not defteri bulundurun, belki size de çılgın fikirler gelir!


2. Last Exile: Sürükleyici Bir Hava Operası

Last Exile, steampunk temasını hava savaşlarıyla birleştiren efsanevi bir anime. Prester adında, iki büyük krallığın savaştığı bir dünyada geçiyor. Courier'lık yapan Claus Valca ve Lavie Head, son görevlerinde gizemli bir kızı korumakla görevlendiriliyor. Bu görev, onları savaşın ortasına sürüklüyor ve bambaşka bir maceraya atılıyorlar.

Bu anime, Van Ship'ler (buhar gücüyle çalışan uçaklar) sayesinde adeta bir görsel şölen sunuyor. O daracık kokpitlerdeki pilotların manevraları, gökyüzünde çizdikleri figürler... İnanılmaz! Karakter tasarımları da çok özgün. Claus ve Lavie'nin uyumu, Alvis Hamilton'ın gizemli halleri, Dio Eraclea'nın çılgınlığı... Her karakterin ayrı bir hikayesi var ve hepsi de izleyiciyi kendine çekmeyi başarıyor. Last Exile'ın müzikleri de ayrı bir olay. Klasik müzik ve elektronik müziğin harmanlandığı o soundtrack, animeye bambaşka bir hava katıyor. Özellikle Yoko Kanno'nun besteleri, tüyleri diken diken ediyor.

Last Exile sadece aksiyon dolu bir anime değil, aynı zamanda savaşın anlamsızlığı, barışın önemi gibi derin temaları da işliyor. Claus ve Lavie'nin barışı sağlama çabaları, izleyiciye umut veriyor. Anime, savaşın yıkıcı etkilerini gözler önüne sererken, aynı zamanda dostluğun ve dayanışmanın gücünü de vurguluyor.

Kozmik Not: Last Exile'daki Van Ship'lerin tasarımları, BLACKPINK'in "How You Like That" klibindeki steampunk öğelerini andırıyor, değil mi? Belki de YG Entertainment, bu animeden ilham almıştır, kim bilir?

Mood Önerisi: Kendinizi maceraya atılmaya hazır hissettiğiniz, gökyüzüne bakıp hayallere daldığınız anlarda izleyin. Yanınızda bir de sıcak çay bulundurun, o Van Ship'lerin kokpitindeymiş gibi hissedin!


3. Fullmetal Alchemist: Brotherhood: Simyanın ve Kaderin Peşinde

Fullmetal Alchemist: Brotherhood, steampunk elementlerini simya ve fantastik öğelerle harmanlayan bir başyapıt. Edward ve Alphonse Elric kardeşlerin hikayesini anlatıyor. Annelerini geri getirmek için yaptıkları yasak simya ritüeli ters gidiyor ve Edward kolunu, Alphonse ise tüm vücudunu kaybediyor. Edward, kardeşinin ruhunu bir zırha bağlayarak onu kurtarıyor ve ikili, vücutlarını geri kazanmak için Felsefe Taşı'nı aramaya başlıyor.

Bu anime, steampunk estetiğini askeri üniformalar, mekanik protezler ve buhar gücüyle çalışan araçlarla yansıtıyor. Edward'ın automail kolu ve bacağı, Alphonse'un zırhı, animenin görsel açıdan en dikkat çekici unsurları. Karakter tasarımları da çok başarılı. Edward'ın sinirli halleri, Alphonse'un sevecenliği, Roy Mustang'in karizması... Her karakterin kendine özgü bir kişiliği var ve hepsi de izleyiciyle bağ kurmayı başarıyor. Fullmetal Alchemist: Brotherhood'un müzikleri de ayrı bir olay. Yüksek tempolu rock şarkıları, duygusal piyano melodileri... Animeye bambaşka bir hava katıyor. Özellikle Melissa'nın açılış şarkısı, efsane!

Fullmetal Alchemist: Brotherhood sadece aksiyon dolu bir anime değil, aynı zamanda savaşın sonuçları, insanlığın doğası, kaderin anlamı gibi derin temaları da işliyor. Edward ve Alphonse'un vücutlarını geri kazanma çabaları, izleyiciye umut veriyor. Anime, savaşın yıkıcı etkilerini gözler önüne sererken, aynı zamanda aile bağlarının ve dostluğun gücünü de vurguluyor.

Kozmik Not: Edward Elric'in kısa boylu olmasına rağmen kendine olan güveni, SEVENTEEN'den Woozi'nin sahnedeki karizmasına benziyor, değil mi? Belki de Woozi de gizli bir Fullmetal Alchemist hayranıdır, kim bilir?

Mood Önerisi: Kendinizi güçlü hissetmek istediğiniz, hayatta karşılaştığınız zorlukların üstesinden gelmeye kararlı olduğunuz anlarda izleyin. Yanınızda bir de enerji içeceği bulundurun, Edward'ın automail kolu gibi güçlenin!


4. Kabaneri of the Iron Fortress: Zombiler ve Buhar Gücü

Kabaneri of the Iron Fortress, zombilerin (Kabane) istila ettiği bir dünyada geçiyor. İnsanlar, zırhlı trenlerle hayatta kalmaya çalışıyor. Genç mühendis Ikoma, Kabane'lere karşı etkili bir silah geliştiriyor ve kendisi de bir Kabaneri'ye (yarı insan, yarı Kabane) dönüşüyor. Ikoma, insanlığı kurtarmak için zombilere karşı savaşmaya başlıyor.

Bu anime, steampunk estetiğini zombi temasıyla birleştirerek farklı bir hava yaratıyor. Zırhlı trenler, buhar gücüyle çalışan silahlar, Kabane'lerin mekanik detayları... Animenin görsel açıdan en dikkat çekici unsurları. Karakter tasarımları da çok başarılı. Ikoma'nın kararlılığı, Mumei'nin gizemli halleri, Kurusu'nun samuray ruhu... Her karakterin kendine özgü bir kişiliği var ve hepsi de izleyiciyle bağ kurmayı başarıyor. Kabaneri of the Iron Fortress'ın müzikleri de ayrı bir olay. Yüksek tempolu rock şarkıları, gerilim dolu orkestral müzikler... Animeye bambaşka bir hava katıyor. Özellikle EGOIST'in açılış şarkısı, efsane!

Kabaneri of the Iron Fortress sadece aksiyon dolu bir anime değil, aynı zamanda ayrımcılık, sınıf farklılıkları, hayatta kalma mücadelesi gibi derin temaları da işliyor. Ikoma'nın Kabaneri olarak yaşadığı zorluklar, izleyiciye empati kurma fırsatı veriyor. Anime, zombilerin yarattığı dehşeti gözler önüne sererken, aynı zamanda insanlığın umudunu ve direncini de vurguluyor.

Kozmik Not: Mumei'nin dövüş sahnelerindeki çevikliği, TWICE'tan Momo'nun dans hareketlerine benziyor, değil mi? Belki de Momo da gizli bir Kabaneri of the Iron Fortress hayranıdır, kim bilir?

Mood Önerisi: Kendinizi tehlikede hissettiğiniz, hayatta kalma içgüdünüzün kabardığı anlarda izleyin. Yanınızda bir de atıştırmalık bulundurun, zombilerden kaçarken enerji toplamanız gerekebilir!


5. Sakura Wars: Buharlı Robotlar ve İdoller Bir Arada!

Sakura Wars, steampunk temasını mecha (robot) ve idol öğeleriyle birleştiren benzersiz bir anime serisi. Taisho döneminde (alternatif bir gerçeklikte) geçen hikaye, Imperial Combat Revue'nun etrafında dönüyor. Bu grup, hem şeytanlarla savaşıyor hem de tiyatro gösterileri yapıyor. Ichiro Ogami, bu gruba katılıyor ve kızlarla birlikte hem şehri koruyor hem de sahnede parlıyor.

Bu anime, steampunk estetiğini buharlı robotlar (Koubu), geleneksel Japon kıyafetleri ve tiyatro dekorlarıyla yansıtıyor. Koubu'ların tasarımları, animenin görsel açıdan en dikkat çekici unsurları. Karakter tasarımları da çok başarılı. Sakura Shinguji'nin samuray ruhu, Sumire Kanzaki'nin zarafeti, Iris Chateaubriand'ın çocuksu halleri... Her karakterin kendine özgü bir kişiliği var ve hepsi de izleyiciyle bağ kurmayı başarıyor. Sakura Wars'ın müzikleri de ayrı bir olay. J-pop şarkıları, orkestral müzikler, tiyatro şarkıları... Animeye bambaşka bir hava katıyor. Özellikle "Geki! Teikoku Kagekidan" şarkısı, efsane!

Sakura Wars sadece aksiyon dolu bir anime değil, aynı zamanda dostluk, aşk, fedakarlık gibi derin temaları da işliyor. Ichiro Ogami'nin kızlarla olan ilişkileri, izleyiciye umut veriyor. Anime, şeytanların yarattığı tehlikeyi gözler önüne sererken, aynı zamanda insanlığın birlik ve beraberlik içinde neler başarabileceğini de vurguluyor.

Kozmik Not: Sakura Shinguji'nin sahnedeki enerjisi, (G)I-DLE'dan Soyeon'un rap performanslarına benziyor, değil mi? Belki de Soyeon da gizli bir Sakura Wars hayranıdır, kim bilir?

Mood Önerisi: Kendinizi enerjik hissettiğiniz, sahnede parlamaya hazır olduğunuz anlarda izleyin. Yanınızda bir de mikrofon bulundurun, Sakura Wars şarkılarını söyleyerek coşun!


6. Metropolis: Osamu Tezuka'dan Fütüristik Bir Başyapıt

Metropolis, Osamu Tezuka'nın (Astro Boy'un yaratıcısı) mangasına dayanan bir anime filmi. Gelecekteki Metropolis şehrinde geçen hikaye, özel dedektif Shunsaku Ban ve yeğeni Kenichi'nin etrafında dönüyor. İkili, Duke Red adında güçlü bir adamın sırlarını araştırmaya başlıyor ve Tima adında gizemli bir kızla karşılaşıyor.

Bu anime, steampunk ve art deco estetiğini birleştirerek benzersiz bir görsel dünya yaratıyor. Metropolis şehrinin devasa yapıları, robotlar, uçan araçlar... Animenin görsel açıdan en dikkat çekici unsurları. Karakter tasarımları da çok başarılı. Shunsaku Ban'ın dedektif tavırları, Kenichi'nin meraklı halleri, Tima'nın masumiyeti... Her karakterin kendine özgü bir kişiliği var ve hepsi de izleyiciyle bağ kurmayı başarıyor. Metropolis'in müzikleri de ayrı bir olay. Caz ve orkestral müziğin harmanlandığı o soundtrack, animeye bambaşka bir hava katıyor. Özellikle Ray Charles'ın "I Can't Stop Loving You" şarkısı, unutulmaz!

Metropolis sadece görsel bir şölen değil, aynı zamanda insanlık, teknoloji, sınıf ayrımı gibi derin temaları da işliyor. Tima'nın kimliği, izleyiciye sorgulama fırsatı veriyor. Anime, teknolojinin insanlığı nasıl etkileyebileceğini gözler önüne sererken, aynı zamanda sevginin ve dostluğun önemini de vurguluyor.

Kozmik Not: Tima'nın gizemli ve çekingen halleri, Red Velvet'ten Irene'in sessiz karizmasına benziyor, değil mi? Belki de Irene de gizli bir Metropolis hayranıdır, kim bilir?

Mood Önerisi: Kendinizi fütüristik bir dünyada hissetmek istediğiniz, geleceği merak ettiğiniz anlarda izleyin. Yanınızda bir de bilim kurgu kitabı bulundurun, hayal gücünüzü besleyin!


7. Ergo Proxy: Varoluşsal Bir Steampunk Kabusu

Ergo Proxy, post-apokaliptik bir dünyada geçen cyberpunk ve steampunk öğelerini harmanlayan karanlık bir anime. Romdo şehrinde insanlar, AutoReiv adı verilen robotlarla birlikte yaşıyor. Ancak AutoReiv'lerde Cogito virüsü ortaya çıkıyor ve robotlar bilinç kazanmaya başlıyor. Lil Meyer adında genç bir dedektif, bu olayları araştırmaya başlıyor ve Ergo Proxy adında gizemli bir varlıkla karşılaşıyor.

Bu anime, steampunk estetiğini karanlık ve distopik bir atmosferle yansıtıyor. Romdo şehrinin soğuk ve steril yapıları, AutoReiv'lerin mekanik detayları, animenin görsel açıdan en dikkat çekici unsurları. Karakter tasarımları da çok başarılı. Lil Meyer'in sert ve kararlı tavırları, Vincent Law'ın hafızasını kaybetmiş halleri, Pino'nun çocuksu merakı... Her karakterin kendine özgü bir kişiliği var ve hepsi de izleyiciyle bağ kurmayı başarıyor. Ergo Proxy'nin müzikleri de ayrı bir olay. Trip-hop ve ambient müziğin harmanlandığı o soundtrack, animeye bambaşka bir hava katıyor. Özellikle Monoral'ın açılış şarkısı, tüyleri diken diken ediyor!

Ergo Proxy sadece aksiyon dolu bir anime değil, aynı zamanda kimlik, bilinç, varoluş gibi derin temaları da işliyor. Lil Meyer ve Vincent Law'ın kimliklerini arayışları, izleyiciye sorgulama fırsatı veriyor. Anime, teknolojinin insanlığı nasıl etkileyebileceğini gözler önüne sererken, aynı zamanda insanın doğasını ve anlamını da sorguluyor.

Kozmik Not: Lil Meyer'in soğuk ve mesafeli duruşu, BLACKPINK'ten Jennie'nin cool imajına benziyor, değil mi? Belki de Jennie de gizli bir Ergo Proxy hayranıdır, kim bilir?

Mood Önerisi: Kendinizi sorguladığınız, hayatın anlamını merak ettiğiniz anlarda izleyin. Yanınızda bir de felsefe kitabı bulundurun, düşüncelerinizi derinleştirin!


8. Princess Principal: Casusluk ve Steampunk Bir Arada

Princess Principal, alternatif bir 19. yüzyıl Londra'sında geçen steampunk temalı bir casusluk animesi. Albion Krallığı ve Commonwealth arasında bölünmüş olan Londra'da, beş genç kız casusluk yaparak hayatta kalmaya çalışıyor. Ange, Dorothy, Beatrice, Chise ve Prenses Charlotte, Control adında bir örgüt için çalışıyor ve tehlikeli görevlere katılıyor.

Bu anime, steampunk estetiğini Viktorya dönemi kıyafetleri, buhar gücüyle çalışan araçlar ve casusluk aletleriyle yansıtıyor. Londra şehrinin gotik mimarisi, animenin görsel açıdan en dikkat çekici unsurları. Karakter tasarımları da çok başarılı. Ange'nin soğukkanlılığı, Dorothy'nin cazibesi, Beatrice'in çekingenliği, Chise'nin samuray ruhu, Prenses Charlotte'un zekası... Her karakterin kendine özgü bir kişiliği var ve hepsi de izleyiciyle bağ kurmayı başarıyor. Princess Principal'ın müzikleri de ayrı bir olay. Caz ve orkestral müziğin harmanlandığı o soundtrack, animeye bambaşka bir hava katıyor. Yuki Kajiura'nın besteleri, tüyleri diken diken ediyor!

Princess Principal sadece aksiyon dolu bir anime değil, aynı zamanda sadakat, ihanet, sınıf ayrımı gibi derin temaları da işliyor. Kızların birbirlerine olan bağlılıkları, izleyiciye umut veriyor. Anime, casusluğun tehlikelerini gözler önüne sererken, aynı zamanda dostluğun ve dayanışmanın gücünü de vurguluyor.

Kozmik Not: Prenses Charlotte'un zekası ve liderlik vasıfları, ITZY'den Yeji'nin sahnedeki karizmasına benziyor, değil mi? Belki de Yeji de gizli bir Princess Principal hayranıdır, kim bilir?

Mood Önerisi: Kendinizi zeki hissettiğiniz, gizemleri çözmeye meraklı olduğunuz anlarda izleyin. Yanınızda bir de not defteri bulundurun, casusluk taktikleri öğrenin!


9. Code Geass: Lelouch of the Rebellion: Zeka ve Steampunk Robotlar

Code Geass: Lelouch of the Rebellion, alternatif bir gelecekte geçen mecha ve strateji animesi. Kutsal Britanya İmparatorluğu, Japonya'yı işgal ediyor ve Area 11 olarak yeniden adlandırıyor. Lelouch Lamperouge adında genç bir öğrenci, gizemli bir kızdan Geass adı verilen bir güç elde ediyor. Bu güç sayesinde insanlara tek bir komutla itaat ettirebiliyor. Lelouch, Britanya İmparatorluğu'na karşı bir isyan başlatıyor ve Zero adıyla tanınan bir lider haline geliyor.

Bu anime, steampunk estetiğini Knightmare Frame adı verilen robotlarla yansıtıyor. Knightmare Frame'lerin tasarımları, animenin görsel açıdan en dikkat çekici unsurları. Karakter tasarımları da çok başarılı. Lelouch'un zekası ve karizması, Suzaku Kururugi'nin adalet duygusu, C.C.'nin gizemli halleri... Her karakterin kendine özgü bir kişiliği var ve hepsi de izleyiciyle bağ kurmayı başarıyor. Code Geass'ın müzikleri de ayrı bir olay. Yüksek tempolu rock şarkıları, orkestral müzikler... Animeye bambaşka bir hava katıyor. Özellikle FLOW'un açılış şarkıları, efsane!

Code Geass sadece aksiyon dolu bir anime değil, aynı zamanda adalet, özgürlük, savaşın sonuçları gibi derin temaları da işliyor. Lelouch'un ideal dünyayı yaratma çabası, izleyiciye sorgulama fırsatı veriyor. Anime, savaşın yıkıcı etkilerini gözler önüne sererken, aynı zamanda liderliğin ve fedakarlığın önemini de vurguluyor.

Kozmik Not: Lelouch'un zekası ve stratejik dehası, Stray Kids'ten Bang Chan'ın prodüksiyon yeteneklerine benziyor, değil mi? Belki de Bang Chan da gizli bir Code Geass hayranıdır, kim bilir?

Mood Önerisi: Kendinizi zeki hissettiğiniz, dünyayı değiştirmek istediğiniz anlarda izleyin. Yanınızda bir de satranç tahtası bulundurun, stratejik düşünme yeteneğinizi geliştirin!


10. Arknights: Reimei Prelude: İlaç Firması mı, Yoksa Kurtarıcı mı?

Arknights: Reimei Prelude, kıyamet sonrası bir dünyada geçen, steampunk ve fantastik öğeleri harmanlayan bir anime. Terra adında bir gezegende, Oripathy adı verilen bir hastalık yayılıyor. Enfekte olanlar, Originium adı verilen bir maddeyle güçleniyor ancak aynı zamanda ölüme de yaklaşıyor. Rhodes Island adında bir ilaç firması, enfekte olanlara yardım etmeye çalışıyor ancak aynı zamanda büyük bir komplonun da içine çekiliyor.

Bu anime, steampunk estetiğini endüstriyel yapılar, silahlar ve karakterlerin kıyafetleriyle yansıtıyor. Terra gezegeninin farklı bölgelerindeki manzaralar, animenin görsel açıdan en dikkat çekici unsurları. Karakter tasarımları da çok başarılı. Doktor'un gizemli halleri, Amiya'nın kararlılığı, Kal'tsit'in tecrübesi... Her karakterin kendine özgü bir kişiliği var ve hepsi de izleyiciyle bağ kurmayı başarıyor. Arknights: Reimei Prelude'ün müzikleri de ayrı bir olay. Elektronik müzik, rock ve orkestral müziğin harmanlandığı o soundtrack, animeye bambaşka bir hava katıyor.

Arknights: Reimei Prelude sadece aksiyon dolu bir anime değil, aynı zamanda ayrımcılık, önyargı, hayatta kalma mücadelesi gibi derin temaları da işliyor. Enfekte olanların yaşadığı zorluklar, izleyiciye empati kurma fırsatı veriyor. Anime, hastalığın yarattığı dehşeti gözler önüne sererken, aynı zamanda umudu ve dayanışmayı da vurguluyor.

Kozmik Not: Amiya'nın liderlik vasıfları ve kararlılığı, aespa'dan Karina'nın sahnedeki duruşuna benziyor, değil mi? Belki de Karina da gizli bir Arknights hayranıdır, kim bilir?

Mood Önerisi: Kendinizi çaresiz hissettiğiniz, dünyayı kurtarmak istediğiniz anlarda izleyin. Yanınızda bir de tıbbi kitap bulundurun, hastalıklar hakkında bilgi edinin!


Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Kozmik Yolcu Çeşitli içerikler yazmayı seven bir kozmos yolcusu.