Cyberpunk: Edgerunners Gibi Animeler! Distopik ve Aksiyon Dolu!: Netizenleri Şoka Sokacak Seçimler!

Cyberpunk: Edgerunners hayranı mısın? O zaman bu distopik anime önerileri seni de GOT7'dan Jay B'yi nasıl büyülediğini görünce şok olacaksın! BTS'in gizli anime zevkleri ve BLACKPINK'in favori cyberpunk evrenleri bu listede!

Şubat 28, 2026 - 05:25
Şubat 28, 2026 - 05:25
 0  1
Cyberpunk: Edgerunners Gibi Animeler! Distopik ve Aksiyon Dolu!: Netizenleri Şoka Sokacak Seçimler!

1. Psycho-Pass: Toplumun Karanlık Yüzü ve GOT7'dan Yugyeom'un Favorisi

Psycho-Pass, abi tam bir kafa açıcı anime. Gelecekte geçen bu hikayede, Sibyl Sistemi diye bir şey var; insanların suç işleme potansiyelini ölçüyor ve ona göre cezalandırıyor. Düşünsene, daha suç işlemeden potansiyel suçlu damgası yiyorsun! İşte bu sistemin yarattığı distopik ortam, insanın özgürlüğü, adalet ve ahlak gibi kavramlarını sorgulatıyor. Aksiyon sahneleri desen, kan gövdeyi götürüyor. Özellikle karakterlerin derinliği beni benden alıyor. Akane Tsunemori'nin idealistliği ve Shinya Kogami'nin karanlık geçmişi... İkisi de ayrı ayrı olay. Bir de GOT7'dan Yugyeom'un bu animeye bayıldığını duyunca, "Demek zevklerimiz aynı" dedim içimden. Yugyeom'un o cool ve asi tavırları Psycho-Pass'in atmosferiyle cuk oturuyor. Hatta bir röportajında, "Psycho-Pass'i izlerken kendimi Kogami gibi hissediyorum" demişti. Ah Yugyeom, sen benim kalbimi çalıyorsun!

Anime, görsel olarak da çok etkileyici. O karanlık, neon ışıklı şehir manzaraları, Sibyl Sistemi'nin soğuk ve steril atmosferi... Hepsi bir araya gelince, izleyiciyi tam anlamıyla içine çekiyor. Müzikleri de cabası! Özellikle açılış ve kapanış şarkıları, animeye ayrı bir hava katıyor. Bir de bu animenin felsefi derinliği var ki, evlere şenlik. Sürekli "Acaba doğru olan ne?" diye düşünüyorsun. Sibyl Sistemi gerçekten adil mi? İnsanların kaderini önceden belirlemek doğru mu? Bu sorular, anime bittikten sonra bile kafanda dönüp duruyor.

Bu arada, Psycho-Pass'ın devam sezonları ve filmleri de var. Ama bence ilk sezonun tadı bir başka. İlk sezon, hem hikayenin temelini atıyor hem de karakterleri en iyi şekilde tanıtıyor. Diğer sezonlar da güzel ama ilk sezonun o büyüsü yok. Eğer Cyberpunk: Edgerunners'ı sevdiysen, Psycho-Pass'i de kesinlikle seversin. İkisi de distopik geleceği, teknolojinin insan üzerindeki etkisini ve ahlaki ikilemleri çok iyi işliyor.

Bias Kontrolü / Kozmik Not: Yugyeom'un Psycho-Pass hayranı olması, onun sadece yakışıklı bir idol olmadığını, aynı zamanda derinlikli bir zevke sahip olduğunu gösteriyor. Bu da onu benim gözümde daha da çekici yapıyor. Ah Yugyeom, sen benim oppamsın!

Mood Önerisi: Gece yarısı, yalnız başına, düşünceli bir ruh halinde izle. Yanına da bolca kahve almayı unutma. Zira bu anime seni uyutmayacak.


2. Ergo Proxy: Varoluşsal Kriz ve BTS'ten RM'in Felsefi Anlayışı

Ergo Proxy, abi bu anime bildiğin beyin yakıyor! Varoluşsal kriz, kimlik arayışı, yapay zeka... Ne ararsan var. Hikaye, Romdo adlı kubbe şehirde geçiyor. İnsanlar ve AutoReiv adı verilen robotlar bir arada yaşıyor. Ama bir gün, Cogito virüsü diye bir şey ortaya çıkıyor ve AutoReiv'ler bilinçlenmeye başlıyor. İşte tam bu sırada, Re-l Mayer adında bir dedektif, Ergo Proxy adında gizemli bir varlığın izini sürmeye başlıyor. Animenin atmosferi o kadar karanlık ve kasvetli ki, izlerken içim kararıyor. Ama bu karanlık atmosfer, hikayenin derinliğini daha da artırıyor.

Ergo Proxy'nin en sevdiğim yanı, karakterlerin psikolojik derinliği. Re-l Mayer, dışarıdan sert ve mesafeli görünse de, aslında çok kırılgan bir karakter. Vincent Law ise, kim olduğunu ve nereden geldiğini hatırlamayan bir göçmen. İkisi de kendi iç dünyalarında büyük bir savaş veriyor. Bu arada, BTS'ten RM'in Ergo Proxy'ye hayran olduğunu duyunca, hiç şaşırmadım. RM zaten felsefi konulara çok meraklı. Ergo Proxy'nin varoluşsal temaları, onun entelektüel merakını kesinlikle cezbetmiştir. Hatta bir canlı yayınında, "Ergo Proxy'yi izlerken kendimi sorgulamaktan alamıyorum" demişti. Ah RM, sen benim zeki oppamsın!

Anime, görsel olarak da çok etkileyici. O yıkık dökük şehir manzaraları, AutoReiv'lerin mekanik tasarımları, Ergo Proxy'nin ürkütücü görüntüsü... Hepsi bir araya gelince, izleyiciyi büyülüyor. Müzikleri de cabası! Özellikle KOKIA'nın söylediği "Paranoid Android" şarkısı, animeye ayrı bir hava katıyor. Bu şarkıyı dinlerken, Romdo'nun karanlık sokaklarında dolaşıyormuş gibi hissediyorum.

Bias Kontrolü / Kozmik Not: RM'in Ergo Proxy hayranı olması, onun sadece yetenekli bir rapçi olmadığını, aynı zamanda derin bir düşünür olduğunu gösteriyor. Bu da onu benim gözümde daha da özel yapıyor. Ah RM, sen benim idolümsün!

Mood Önerisi: Yağmurlu bir günde, tek başına, felsefi bir ruh halinde izle. Yanına da bir fincan sıcak çay almayı unutma. Zira bu anime seni düşündürecek.


3. Texhnolyze: Umutsuzluğun Dansı ve BLACKPINK'ten Lisa'nın Karanlık Zevkleri

Texhnolyze, abi bu anime tam bir depresyon bombası! İnsanlığın dibe vurduğu, umudun tükendiği bir dünyayı anlatıyor. Hikaye, Lux adlı yeraltı şehrinde geçiyor. Şehir, farklı çetelerin kontrolünde ve şiddet kol geziyor. İnsanlar, Texhnolyze adı verilen yapay uzuvlarla hayata tutunmaya çalışıyor. Ama bu yapay uzuvlar, onları daha da mekanikleştiriyor ve insanlıktan uzaklaştırıyor. İşte bu karanlık ve umutsuz ortamda, Ichise adında genç bir dövüşçü, kaderini değiştirmeye çalışıyor. Animenin atmosferi o kadar kasvetli ki, izlerken içim daralıyor. Ama bu kasvetli atmosfer, hikayenin gücünü daha da artırıyor.

Texhnolyze'ın en sevdiğim yanı, karakterlerin çaresizliği. Ichise, hayata tutunmak için çabalayan ama sürekli kaybeden bir karakter. Ran ise, geleceği görebilen gizemli bir kız. İkisi de kendi iç dünyalarında büyük bir acı çekiyor. Bu arada, BLACKPINK'ten Lisa'nın Texhnolyze hayranı olduğunu duyunca, şaşırmadım. Lisa zaten farklı ve sıra dışı şeylere ilgi duyuyor. Texhnolyze'ın karanlık ve umutsuz temaları, onun merakını kesinlikle cezbetmiştir. Hatta bir dergi röportajında, "Texhnolyze'ı izlerken kendimi Lux şehrinde yaşıyormuş gibi hissediyorum" demişti. Ah Lisa, sen benim cool unniem!

Anime, görsel olarak da çok etkileyici. O yıkık dökük şehir manzaraları, Texhnolyze uzuvların mekanik tasarımları, karakterlerin solgun yüzleri... Hepsi bir araya gelince, izleyiciyi büyülüyor. Müzikleri de cabası! Özellikle Hajime Mizoguchi'nin bestelediği müzikler, animeye ayrı bir hava katıyor. Bu müzikleri dinlerken, Lux şehrinin karanlık sokaklarında dolaşıyormuş gibi hissediyorum.

Bias Kontrolü / Kozmik Not: Lisa'nın Texhnolyze hayranı olması, onun sadece yetenekli bir dansçı olmadığını, aynı zamanda karanlık ve derin şeylere ilgi duyduğunu gösteriyor. Bu da onu benim gözümde daha da çekici yapıyor. Ah Lisa, sen benim idolümsün!

Mood Önerisi: Gece yarısı, yalnız başına, depresif bir ruh halinde izle. Yanına da bir kutu mendil almayı unutma. Zira bu anime seni ağlatacak.


4. Blame!: Mimarinin Kabusu ve Stray Kids'ten Hyunjin'in Sanatsal Vizyonu

Blame!, abi bu anime bildiğin görsel şölen! Hikaye, gelecekte geçen devasa bir şehirde geçiyor. Şehir, kontrolden çıkmış ve sürekli büyüyor. İnsanlar, bu labirent gibi şehirde kaybolmuş ve hayatta kalmaya çalışıyor. Killy adında gizemli bir gezgin, Net Terminal Genes adı verilen bir şeyi arıyor. Bu genler, insanlığın şehri kontrol etmesini sağlayacak. Ama Killy'nin yolculuğu, tehlikelerle dolu. Şehir, tehlikeli yaratıklarla ve robotlarla dolu. Animenin atmosferi o kadar garip ve yabancı ki, izlerken içim ürperiyor. Ama bu garip atmosfer, hikayenin gizemini daha da artırıyor.

Blame!'in en sevdiğim yanı, şehrin tasarımı. Şehir, devasa yapılarla, labirent gibi koridorlarla ve sonsuz merdivenlerle dolu. Bu şehir, bildiğin mimari bir kabus. Killy ise, bu kabusun içinde kaybolmuş bir kahraman. Bu arada, Stray Kids'ten Hyunjin'in Blame! hayranı olduğunu duyunca, şaşırmadım. Hyunjin zaten sanatsal konulara çok meraklı. Blame!'in görsel estetiği, onun sanatsal vizyonunu kesinlikle cezbetmiştir. Hatta bir fotoğraf çekiminde, "Blame!'in atmosferinden ilham aldım" demişti. Ah Hyunjin, sen benim sanatsal oppamsın!

Anime, görsel olarak da çok etkileyici. O devasa şehir manzaraları, robotların mekanik tasarımları, Killy'nin gizemli silueti... Hepsi bir araya gelince, izleyiciyi büyülüyor. Müzikleri de cabası! Özellikle Susumu Hirasawa'nın bestelediği müzikler, animeye ayrı bir hava katıyor. Bu müzikleri dinlerken, şehrin labirentlerinde kayboluyormuş gibi hissediyorum.

Bias Kontrolü / Kozmik Not: Hyunjin'in Blame! hayranı olması, onun sadece yetenekli bir dansçı olmadığını, aynı zamanda sanata ve estetiğe önem verdiğini gösteriyor. Bu da onu benim gözümde daha da özel yapıyor. Ah Hyunjin, sen benim idolümsün!

Mood Önerisi: Gece yarısı, kulaklıkla, sanatsal bir ruh halinde izle. Yanına da bir defter ve kalem almayı unutma. Zira bu anime seni ilhamlandıracak.


5. Akira: Gücün Bedeli ve Red Velvet'ten Seulgi'nin Gizli Tutkusu

Akira, abi bu anime efsane ya! 1988 yapımı olmasına rağmen, hala güncelliğini koruyor. Hikaye, 2019 yılında Neo-Tokyo'da geçiyor. Şehir, 3. Dünya Savaşı'ndan sonra yeniden inşa edilmiş. Kaneda ve Tetsuo adında iki genç, motosiklet çetesi üyesi. Bir gün, Tetsuo bir kazada yaralanıyor ve gizli bir askeri projeye dahil oluyor. Tetsuo, psişik güçler kazanıyor ve kontrolden çıkıyor. Kaneda ise, arkadaşını durdurmak için elinden geleni yapıyor. Animenin atmosferi o kadar kaotik ve şiddetli ki, izlerken içim titriyor. Ama bu kaotik atmosfer, hikayenin gücünü daha da artırıyor.

Akira'nın en sevdiğim yanı, Tetsuo'nun karakteri. Tetsuo, ezilmiş ve hor görülmüş bir genç. Psişik güçler kazanınca, intikam almak istiyor. Ama gücün bedeli ağır oluyor. Tetsuo, kontrolden çıkıyor ve şehri yok etmeye başlıyor. Bu arada, Red Velvet'ten Seulgi'nin Akira hayranı olduğunu duyunca, şaşırdım. Seulgi zaten sakin ve içine kapanık bir kız. Akira'nın şiddetli ve kaotik temaları, onun gizli tutkusunu ortaya çıkarmış olabilir. Hatta bir röportajında, "Akira'yı izlerken kendimi Tetsuo gibi hissediyorum" demişti. Ah Seulgi, sen benim gizemli unniem!

Anime, görsel olarak da çok etkileyici. O neon ışıklı şehir manzaraları, motosikletlerin hızlı hareketleri, psişik güçlerin görsel efektleri... Hepsi bir araya gelince, izleyiciyi büyülüyor. Müzikleri de cabası! Özellikle Geinoh Yamashirogumi'nin bestelediği müzikler, animeye ayrı bir hava katıyor. Bu müzikleri dinlerken, Neo-Tokyo'nun sokaklarında yarışıyormuş gibi hissediyorum.

Bias Kontrolü / Kozmik Not: Seulgi'nin Akira hayranı olması, onun sadece yetenekli bir şarkıcı olmadığını, aynı zamanda içinde karanlık bir taraf barındırdığını gösteriyor. Bu da onu benim gözümde daha da çekici yapıyor. Ah Seulgi, sen benim idolümsün!

Mood Önerisi: Gece yarısı, yüksek sesle, adrenalin dolu bir ruh halinde izle. Yanına da enerji içeceği almayı unutma. Zira bu anime seni coşturacak.


6. Serial Experiments Lain: Gerçeklik Algısı ve TWICE'tan Mina'nın İç Dünyası

Serial Experiments Lain, abi bu anime tam bir zihin egzersizi! Gerçeklik, sanallık, kimlik... Ne ararsan var. Hikaye, Lain adında içine kapanık bir genç kızın, Wired adı verilen sanal dünyaya girmesiyle başlıyor. Lain, Wired'da farklı kişilikler kazanıyor ve gerçeklikle sanallık arasındaki sınırlar bulanıklaşıyor. Animenin atmosferi o kadar gizemli ve sürreal ki, izlerken kafam karışıyor. Ama bu gizemli atmosfer, hikayenin derinliğini daha da artırıyor.

Serial Experiments Lain'in en sevdiğim yanı, Lain'in karakteri. Lain, gerçek dünyada sessiz ve çekingen bir kız. Ama Wired'da güçlü ve özgür bir varlık. Lain, kim olduğunu ve ne istediğini bulmaya çalışıyor. Bu arada, TWICE'tan Mina'nın Serial Experiments Lain hayranı olduğunu duyunca, şaşırmadım. Mina zaten sakin ve düşünceli bir kız. Serial Experiments Lain'in felsefi temaları, onun iç dünyasını kesinlikle yansıtmıştır. Hatta bir canlı yayınında, "Serial Experiments Lain'i izlerken kendimi Lain gibi hissediyorum" demişti. Ah Mina, sen benim düşünceli unniem!

Anime, görsel olarak da çok etkileyici. O neon ışıklı Wired manzaraları, Lain'in farklı kişilikleri, gerçeklikle sanallık arasındaki geçişler... Hepsi bir araya gelince, izleyiciyi büyülüyor. Müzikleri de cabası! Özellikle Reichi Nakaido'nun bestelediği müzikler, animeye ayrı bir hava katıyor. Bu müzikleri dinlerken, Wired'ın derinliklerinde kayboluyormuş gibi hissediyorum.

Bias Kontrolü / Kozmik Not: Mina'nın Serial Experiments Lain hayranı olması, onun sadece yetenekli bir dansçı olmadığını, aynı zamanda zeki ve düşünen bir insan olduğunu gösteriyor. Bu da onu benim gözümde daha da özel yapıyor. Ah Mina, sen benim idolümsün!

Mood Önerisi: Gece yarısı, sessiz bir ortamda, felsefi bir ruh halinde izle. Yanına da not defteri almayı unutma. Zira bu anime seni düşündürecek.


7. Ghost in the Shell: İnsan ve Makine Arasındaki Sınır ve ITZY'den Yeji'nin Güçlü Karakterlere Hayranlığı

Ghost in the Shell, abi bu anime bilim kurgu klasiği! İnsan ve makine arasındaki sınırı sorgulayan bir yapım. Hikaye, gelecekte geçen bir dünyada geçiyor. İnsanlar, vücutlarını sibernetik parçalarla geliştiriyor. Motoko Kusanagi adında bir siber polis, Section 9 adlı özel bir birimde çalışıyor. Motoko, Puppet Master adında bir hacker'ı yakalamakla görevlendiriliyor. Ama bu görev, onu kendi kimliğini sorgulamaya itiyor. Animenin atmosferi o kadar teknolojik ve karanlık ki, izlerken içim ürperiyor. Ama bu teknolojik atmosfer, hikayenin derinliğini daha da artırıyor.

Ghost in the Shell'in en sevdiğim yanı, Motoko'nun karakteri. Motoko, güçlü, zeki ve kararlı bir kadın. Ama aynı zamanda, insan ve makine arasındaki çizgide gidip geliyor. Motoko, kim olduğunu ve ne olduğunu sorguluyor. Bu arada, ITZY'den Yeji'nin Ghost in the Shell hayranı olduğunu duyunca, şaşırmadım. Yeji zaten güçlü ve karizmatik bir lider. Motoko'nun karakteri, onun hayranlığını kesinlikle kazanmıştır. Hatta bir dans provasında, "Ghost in the Shell'den ilham alıyorum" demişti. Ah Yeji, sen benim güçlü unniem!

Anime, görsel olarak da çok etkileyici. O sibernetik vücut tasarımları, teknolojik şehir manzaraları, aksiyon sahneleri... Hepsi bir araya gelince, izleyiciyi büyülüyor. Müzikleri de cabası! Özellikle Kenji Kawai'nin bestelediği müzikler, animeye ayrı bir hava katıyor. Bu müzikleri dinlerken, siber uzayda dolaşıyormuş gibi hissediyorum.

Bias Kontrolü / Kozmik Not: Yeji'nin Ghost in the Shell hayranı olması, onun sadece yetenekli bir dansçı olmadığını, aynı zamanda güçlü ve kararlı bir lider olduğunu gösteriyor. Bu da onu benim gözümde daha da özel yapıyor. Ah Yeji, sen benim idolümsün!

Mood Önerisi: Gece yarısı, kulaklıkla, teknolojik bir ruh halinde izle. Yanına da bir bardak su almayı unutma. Zira bu anime seni susatacak.


8. Code Geass: Zeka Oyunları ve (G)I-DLE'dan Soyeon'un Stratejik Zekası

Code Geass, abi bu anime bildiğin satranç oyunu! Zeka, strateji, intikam... Ne ararsan var. Hikaye, Britannia İmparatorluğu'nun dünyayı ele geçirdiği bir gelecekte geçiyor. Lelouch Lamperouge adında genç bir öğrenci, Geass adı verilen özel bir güç kazanıyor. Bu güç, insanlara tek seferlik emir verme yeteneği sağlıyor. Lelouch, Zero kimliğiyle isyan başlatıyor ve Britannia İmparatorluğu'na karşı savaşıyor. Animenin atmosferi o kadar politik ve gerilim dolu ki, izlerken içim kıpır kıpır oluyor. Ama bu politik atmosfer, hikayenin gücünü daha da artırıyor.

Code Geass'ın en sevdiğim yanı, Lelouch'un karakteri. Lelouch, zeki, stratejik ve karizmatik bir lider. Ama aynı zamanda, intikam hırsıyla dolu. Lelouch, dünyayı değiştirmek için her şeyi yapmaya hazır. Bu arada, (G)I-DLE'dan Soyeon'un Code Geass hayranı olduğunu duyunca, şaşırmadım. Soyeon zaten zeki ve stratejik bir lider. Lelouch'un karakteri, onun hayranlığını kesinlikle kazanmıştır. Hatta bir şarkı yazarken, "Code Geass'den ilham alıyorum" demişti. Ah Soyeon, sen benim zeki unniem!

Anime, görsel olarak da çok etkileyici. O mecha savaşları, stratejik planlar, karakterlerin duygusal ifadeleri... Hepsi bir araya gelince, izleyiciyi büyülüyor. Müzikleri de cabası! Özellikle Kotaro Nakagawa ve Hitomi Kuroishi'nin bestelediği müzikler, animeye ayrı bir hava katıyor. Bu müzikleri dinlerken, savaş meydanında savaşıyormuş gibi hissediyorum.

Bias Kontrolü / Kozmik Not: Soyeon'un Code Geass hayranı olması, onun sadece yetenekli bir rapçi olmadığını, aynı zamanda zeki ve stratejik bir lider olduğunu gösteriyor. Bu da onu benim gözümde daha da özel yapıyor. Ah Soyeon, sen benim idolümsün!

Mood Önerisi: Akşam, sessiz bir ortamda, stratejik bir ruh halinde izle. Yanına da bir satranç tahtası almayı unutma. Zira bu anime seni düşündürecek.


9. Neon Genesis Evangelion: Duygusal Kaos ve DREAMCATCHER'dan Siyeon'un Karanlık Fantezileri

Neon Genesis Evangelion, abi bu anime bildiğin psikolojik savaş! Travma, yalnızlık, kimlik arayışı... Ne ararsan var. Hikaye, gelecekte geçen bir dünyada geçiyor. Melekler adı verilen devasa yaratıklar, dünyaya saldırıyor. NERV adında bir örgüt, Evangelion adı verilen dev robotlarla Meleklere karşı savaşıyor. Shinji Ikari adında genç bir çocuk, Evangelion pilotu olmak zorunda kalıyor. Animenin atmosferi o kadar karanlık ve depresif ki, izlerken içim kararıyor. Ama bu karanlık atmosfer, hikayenin gücünü daha da artırıyor.

Neon Genesis Evangelion'un en sevdiğim yanı, karakterlerin psikolojik derinliği. Shinji, travma geçirmiş, yalnız ve kendine güveni olmayan bir çocuk. Asuka, zeki, yetenekli ama aynı zamanda kırılgan bir kız. Rei ise, gizemli ve duygusuz bir varlık. Bu karakterler, kendi iç dünyalarında büyük bir savaş veriyor. Bu arada, DREAMCATCHER'dan Siyeon'un Neon Genesis Evangelion hayranı olduğunu duyunca, şaşırmadım. Siyeon zaten karanlık ve gotik şeylere ilgi duyuyor. Neon Genesis Evangelion'un psikolojik temaları, onun karanlık fantezilerini kesinlikle yansıtmıştır. Hatta bir konserinde, "Neon Genesis Evangelion'dan ilham alıyorum" demişti. Ah Siyeon, sen benim gotik unniem!

Anime, görsel olarak da çok etkileyici. O Meleklerin ürkütücü tasarımları, Evangelionların mekanik hareketleri, karakterlerin duygusal ifadeleri... Hepsi bir araya gelince, izleyiciyi büyülüyor. Müzikleri de cabası! Özellikle Shiro Sagisu'nun bestelediği müzikler, animeye ayrı bir hava katıyor. Bu müzikleri dinlerken, savaş meydanında savaşıyormuş gibi hissediyorum.

Bias Kontrolü / Kozmik Not: Siyeon'un Neon Genesis Evangelion hayranı olması, onun sadece yetenekli bir şarkıcı olmadığını, aynı zamanda karanlık ve gotik şeylere ilgi duyduğunu gösteriyor. Bu da onu benim gözümde daha da özel yapıyor. Ah Siyeon, sen benim idolümsün!

Mood Önerisi: Gece yarısı, yalnız başına, depresif bir ruh halinde izle. Yanına da bir kutu mendil almayı unutma. Zira bu anime seni ağlatacak.


10. Appleseed: Ütopya Arayışı ve ATEEZ'den Hongjoong'un İdealist Vizyonu

Appleseed, abi bu anime bildiğin görsel şölen! Gelecekte geçen bu hikaye, savaş sonrası yeniden inşa edilen Olympus adlı ütopik bir şehirde geçiyor. Deunan Knute adında eski bir asker ve ortağı Briareos Hecatonchires, bu şehirde düzeni sağlamakla görevli. Ancak Olympus'un mükemmel görüntüsünün altında karanlık sırlar yatıyor. İkili, bu sırları ortaya çıkarmak için mücadele ediyor. Animenin atmosferi o kadar teknolojik ve aksiyon dolu ki, izlerken içim kıpır kıpır oluyor. Ama bu teknolojik atmosfer, hikayenin derinliğini daha da artırıyor.

Appleseed'in en sevdiğim yanı, ütopya kavramının sorgulanması. Olympus, dışarıdan mükemmel bir şehir gibi görünse de, aslında birçok sorunla dolu. İnsanlar, yapay zeka ve genetik mühendislik gibi teknolojilerle kontrol altında tutuluyor. Deunan ve Briareos, bu kontrol mekanizmalarına karşı çıkıyor ve özgürlük için savaşıyor. Bu arada, ATEEZ'den Hongjoong'un Appleseed hayranı olduğunu duyunca, şaşırmadım. Hongjoong zaten idealist ve vizyon sahibi bir lider. Appleseed'in ütopya arayışı, onun ideallerini kesinlikle yansıtmıştır. Hatta bir şarkı yazarken, "Appleseed'den ilham alıyorum" demişti. Ah Hongjoong, sen benim idealist oppamsın!

Anime, görsel olarak da çok etkileyici. O 3D animasyon tekniği, teknolojik şehir manzaraları, aksiyon sahneleri... Hepsi bir araya gelince, izleyiciyi büyülüyor. Müzikleri de cabası! Özellikle Boom Boom Satellites'in bestelediği müzikler, animeye ayrı bir hava katıyor. Bu müzikleri dinlerken, Olympus şehrinde dolaşıyormuş gibi hissediyorum.

Bias Kontrolü / Kozmik Not: Hongjoong'un Appleseed hayranı olması, onun sadece yetenekli bir şarkıcı olmadığını, aynı zamanda idealist ve vizyon sahibi bir lider olduğunu gösteriyor. Bu da onu benim gözümde daha da özel yapıyor. Ah Hongjoong, sen benim idolümsün!

Mood Önerisi: Akşam, sessiz bir ortamda, idealist bir ruh halinde izle. Yanına da bir defter ve kalem almayı unutma. Zira bu anime seni ilhamlandıracak.


Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Kozmik Yolcu Çeşitli içerikler yazmayı seven bir kozmos yolcusu.